reklam
Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
BIST 108.489
DOLAR 3,6697
EURO 4,3274
--
ALTIN 151,13

Suda balık gibiyiz!107 defa okundu

, kategorisinde, 06 Eki 2017 - 11:52 tarihinde yayınlandı
Suda balık gibiyiz!
reklam

        Bir süredir ikilem içindeyim, çıkmazda, açmazda. Hani Amerikancasında daylema, İngilizcesinde dilemma diye okunan durumdayım: Güzelim Türkçemizde “yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal” durumu yani. Pek çok olguda, olayda, durumda çözümsüz kalıyorum; bu beni umutsuzluğa götürecek biliyorum; ama kendime yakıştıramıyorum umutsuz olmayı… Değil mi ki, en zor anda bile bir umut ışığının olabileceğini, “gecenin en karanlık görüldüğü yerde zafer en yakındır” vecizesinin her daim geçerli olduğunu savuna gelmişim… Değil mi ki, büyük ustanın “umut, umut, umut, umut insanda” dizelerini dilime pelesenk etmişim… Kaldırıyorum önüme düşmekte olan başımı Karacaoğlan’ı görüyorum: “Karac’oğlan der ki kendim öğmeyim/Coşkun sular gibi bendim döğmeyim/Güzel sevme derler nasıl sevmeyim/ Sevsem öldürürler sevmesem öldüm.” Ormanlar İmparatorluğu’nun kuruluş yıldönümüymüş. Orman ahalisi toplanmış geniş bir çimende, tören yapıyorlarmış. Bir kütüğü devirmişler kürsü yapmışlar; üstüne çıkan nutuk atıyor. Çok demokratik bir İmparatorluk oldukları için bütün hayvanların konuşma hakkı varmış. Ormanın kralı aslan çıkmış, yardımcısı kaplan çıkmış konuşmuş. Artlarından bakanlara sıra gelmiş: maliyeci tilki, aileden sorumlu geyik, turizmci ceylan konuşmuş… Tümünün dilinde “büyük bir ormanız, eşitlik içinde genişliyoruz, ağaçlarımız, çiçeklerimiz, vatanımız…” Ormanın kralı aslan sormuş: “Herkes konuştu mu?” O zaman fark etmişler; balık kardeş konuşmamış. Koşmuşlar derenin kenarına, balık kardeş salına salına yüzüyor suda. “Balık kardeş, gel kürsüye çık, konuş, duygularını, düşüncelerini anlat.” Balık duymazdan gelmiş… Israr etmiş öteki hayvanlar: “Bak kardeş, çıkıp konuşmazsan, bu bozgunculuk olur, yanlış anlaşılırız öteki ormanlarda. Biz demokratik bir ormanız… Hadi anarşistlik yapma.” Balık kardeş yüzmeyi bırakmış, kafasını sudan çıkarmış ve “İyi de, ne zaman konuşmak için ağzımı açsam, su doluyor” demiş.

Ol hikâye böyledir,  ol durum da…

Hızlı, tartışmalı, çapraşık, dilemmalar içinde geçecek bir döneme girdik. Orhan Veli gibi miyiz: “…epeyce yaklaşmışım/Duyuyorum, anlatamıyorum.” Yoksa Dağlarca gibi mi düşünmeliyiz: “İnsan dallarla, bulutlarla bir/ Hep o maviliklerden geçmiştir/ İnsan nasıl ölebilir/ Yaşamak bu kadar güzelken.”

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’mız kutlu olsun.

Hoş geldiniz!

Alâettin Bahçekapılı

reklam
Tüm Yazıları
YORUM YAZ