reklam
Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
BIST 92.755
DOLAR 5,2977
EURO 6,0538
ALTIN 212,17

Unutmazsanız unutulmazlar; Leyla Saz, Adnan Veli, Zeki Müren, Aziz Nicolas79 defa okundu

, kategorisinde, 06 Ara 2018 - 14:08 tarihinde yayınlandı
Unutmazsanız unutulmazlar; Leyla Saz, Adnan Veli, Zeki Müren, Aziz Nicolas

 

Bugün 6 Aralık. Ünlü sanatçımız Zeki Müren yaşasaydı bugün 87. yaşını kutlayacaktık. Şiirleri ve şiirlerinden bestelenen eserler günümüze kadar gelen Leyla Hanım (Saz) 1936’da, 6 Aralık’ta vefat etti.Ünlü şairimiz Orhan Veli Kanık’ın kardeşi, şair, gazeteci Adnan Veli Kanık 56 yaşındayken, 1972’de ayrıldı aramızdan. Günümüzde daha çok Noel Baba olarak anımsanan Aziz Nicolas (Nicolaos) da bu toprakların değeri: 6 Aralık 343 tarihinde, 65 yaşında öldüğü sanılıyor.

BRT Yayın Grubu olarak bu değerlerimizi saygıyla, sevgiyle anıyoruz.

 

Leyla Hanım (Leyla Saz) kimdir?

Leyla Hanım adıyla da tanınan Leyla Saz anılarında, 4 yaşından 11 yaşına kadar, 1853 ve 1860 yılları arasında Sultan Abdülmecid ve Verd-i Cinan Kadın Efendi’nin kızı olan Münire Sultan’ın nedimesi olarak Çırağan Sarayı’nda yaşarken yaptığı gözlemlerini ve yaşamının diğer evrelerindeki deneyimleri anlatır.

Harem ve Saray Adatı Kadimesi adını verdiği bu kitabın birinci bölümü, Çırağan Sarayı’ndaki sosyal yaşamı çeşitli açılardan tanımlayan konulara ayrılmıştır: Sarayın döşeniş şekli, saraydaki dans ve müzik dersleri ve şehzadelerin eğitimlerinin içeriği, eğlenceler, yemekler, sultanların düğünleri, sarayda Ramazan ayı ve bayram kutlamaları adetleri ve sarayda yaşayanlar için kurulmuş sağlık sistemi gibi konular hakkındaki detaylı bilgileri içerir.

İkinci bölüm, Leyla Saz’ın tanık olduğu Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemi olan 1800’lü yıllardaki kadın giyim ve modası, İstanbul’un eski gezi yerlerinden kadınların nasıl yararlandığı, evlenme gelenek ve görenekleri, gelin-kaynana ilişkileri ve kadınlarla ilgili özdeyişlerin de dahil edildiği sosyal ilişkilerle ilgili etnolojik bilgileri içerir.

Leyla Saz, anılar kitabının son bölümünü, önce babasının ve daha sonra kocasının görevleri dolayısıyla uzun süre kalmış olduğu Girit ve Prizren kentlerindeki sosyal yaşam ve siyasi olaylar hakkındaki incelemelerine ayırmıştır.

Leyla Saz, Harem ve Saray Adatı Kadimesi adlı anı kitabını İstanbul’un işgal yılları olan 1920-1921 yılları arasında, Harem-i Hümayun ve Sultan Sarayları başlığını vererek önce Vakit Gazetesi’nde, daha sonra da 1925’de Le Harem Impérial et les Sultanes au XIXe siècle adıyla Fransızca olarak Paris’te yayımlamıştır.

Leyla Saz’ın ölümünden sonra, kitabın adı tekrar değiştirilmiş ve Haremin İçyüzü ismiyle 1974 yılında yeniden basılmıştır.

Leyla Saz’ın anılarının, bestelerinin ve şiirlerinin çoğu Bostancı’daki köşkü yandığı zaman kaybolmuştur. Leyla Saz’ın yayımladığı anıları, yangından sonra tekrar yazdıklarıdır.

Yandı köşküm pılım pırtım bucağım
Söndü hiç tütmemek üzre ocağım
Heder oldu çekilen bunca emek
Ne evim kaldı, ne bahçem, ne çiçek
Ne sazım kaldı, ne nağmem, ne nota
Ne masam kaldı, ne minder, ne oda
Ne kalem kaldı, ne defter, ne kitap
Her ne yazdımsa bütün oldu yebab
Bir ağızdan ederek hep feryad
Elbet etmişler idi istimdat
Yandı mahvoldu bütün asarım
Varmış oğlumda biraz eşarım
(…)
Yapılsa ev alınır hepsi yine
Konmaz asar-ı güzidem yerine
Başka hepsindeki his, vak’a, hayal
Şimdi tekrarı ise emr-i muhal
(…)
Aradım, topladım ettim itmam
Bende mevcut idi mevcut makam
Deyiverdim hem bu imiş hükm-i kader
Gam da elbet ömrüm gibi elbet geçer.

Leyla Saz, çağdaşı Şair Nigâr ile birlikte Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk Müslüman kadın anı yazarıdır. Şair Nigâr, 25 yaşından ölümüne kadar yazmayı sürdürdüğü anılarının, ancak ölümünden elli yıl sonra yayımlanmasına izin vermiştir. Şair Nigâr’ın anılarından derlenmiş bir seçme 1959’da, ölümünden kırkbir yıl sonra, oğulları tarafından Hayatımın Hikayesi adıyla yayımlanmıştır. Leyla Saz ise anılarını yaşarken, kendi yayımlamıştır.

Leyla Saz, 1934’te Soyadı Kanunu’nun çıkmasından sonra “Saz” soyadını almıştır. Bu soyadını almasının nedenini ise, “kendimi bildim bileli günüm müziksiz geçmedi” ifadesiyle açıklamıştır.

Şair Leyla Saz

Leyla Saz’ın şiirlerine ilk kez yer veren yayın organı, 1887 yılında yayın hayatına başlayan Mürüvvet adlı kadın dergisidir.
(Serpil Çakır, Osmanlı Kadın Hareketi, İstanbul 2011, ss. 66-67.)

Orijinal metin: 
Kıl meclisi âmâde ne derlerse desinler
İç dilber ile bâde ne derlerse desinler.

lemde nedir farkı bana medh ile zemmin
Sağ olsun ahibbâ da ne derlerse desinler.

Günümüz Türkçesi ile:
Aldırma buluş sevdiğinle,
Çıkar keyfini birlikteliğin, ne derlerse desinler.

Övgüye de, yergiye aldırmam
Dostların canı sağ olsun, ne derlerse desinler. 

(Günümüz Türkçesine serbest aktarım Meral Akkent)

Leyla Saz şiirlerini topladığı Solmuş Çiçekler adlı şiir kitabı 1928 yılında dostu Abdülhak Hamit’in önsözüyle eski Türkçe harflerle yayımlamıştır. Aynı kitap daha sonra 1996 yılında oğlu Yusuf Razi Bel tarafından Leyla Saz’ın fotoğrafları ve elyazısı örnekleriyle zenginleştirilerek Latin alfabesine aktarılarak tekrar basılmıştır.

Yazar Leyla Saz

Leyla Saz, 1895’ten 1908’e kadar 612 sayıyla en uzun süreli çıkan bir kadın dergisi olan Hanımlara Mahsus Gazete’nin yazı kadrosunda aktif rol almıştır.

Hanımlara Mahsus Gazete, dönemin diğer kadın yazarları yanında Şair Nigâr‘ın eserlerinin de tanınmasında rol oynamış ve bu dergi bünyesinde Hanımlara Mahsus Gazete Kütüphanesi kurularak aralarında Şair Nigâr‘ın da bulunduğu Makbule Hanım, Fatma Aliye Hanım, Fatma Fahrünnisa’nın kitaplarının basımı ve satışı yapılmıştır.
(Serpil Çakır, Osmanlı Kadın Hareketi, İstanbul 2011, ss. 66-72.)

Besteci Leyla Saz

Leyla Saz çeşitli makam ve usullerde iki yüz kadar şarkı bestelemiştir. Bestelerinin bir kısmı konağındaki yangın nedeniyle kaybolmuştur. Günümüze ulaşan eserlerinin sayısı 52’dir.

Leyla Saz bestelerinin sözlerinin çoğunu kendisi yazmıştır. Diğer bestelerinde ise dostları Süleyman Nazif, Recaizade Mahmud Ekrem Bey, Yaşar Şadi, Nabi-zade Nazım, Samih Rıfat, Arif Hikmet Bey ve Şair Nigar Hanım‘ın şiirlerini kullanmıştır.

Leyla Saz’ın besteleri
(Seçki)
Leyla Saz ve Edebiyat Salonu

“Leyla Hanım’ın evi bir sanat evi gibiydi. Dönemin edebiyatçı ve sanatçıları, musikişinasları her Perşembe günü toplanırlar, akademik sohbetler yaparlardı. Her toplantının sonunda musiki icra edilirdi. Hafız Aşir Efendi, Hafız Osman Efendi gibi şöhretli ses sanatkarları sık sık konağa gelirlerdi. Bu toplantılarda Leyla Hanım bazen piyano, bazen armonika çalardı.” (Nazmi Özalp, Türk Musikisi Tarihi, Ankara, 2000, s. 223)

Leyla Saz’ın tüm yayınları

Şaire-i Elhan-Aşina Leyla Hanımefendi’nin Külliyat-ı Musikiyesi, Osmanlıca nota 1. cüz, Matbaa-i Amire, İstanbul, 1923.

Le Harem impérial et les sultanes au XIXe siècle, adaptés au français par son fils Youssouf Razi, préf. de Claude Farrère, Calman-Lévy, Paris, 1925.

Solmuş Çiçekler, İstanbul, 1928, yeniden basım 1996, Peva Yayınları, İstanbul.

Leylâ Saz, Harem’in içyüzü, Düzenleyen Sadi Borak, İstanbul, Milliyet Yayınları, 1974. (Fransızca’dan Türkçe’ye çevrilmiştir.)

The imperial harem of the sultans: daily life at the Çırağan Palace during the 19th century: memoirs of Leyla (Saz) Hanımefendi, İstanbul, 1994. (Fransızca’dan İngilizce’ye çevrilmiştir.)

Anılar: 19. Yüzyılda Saray Haremi, İstanbul, Cumhuriyet Kitapları, 2000.

Youssouf Razi, Sophie Basch (ed.), Le harem impérial et les sultanes au XIXe siècle, Bruxelles, Editions Complexe, 2000.

The imperial harem of the sultans: daily life at the Çırağan Palace during the 19th century: memoirs of Leyla (Saz) Hanımefendi, İstanbul, Hil Yayın, 2001.

José J. de Olañeta (ed.), El harén imperial y las sultanas en el siglo XIX : memorias de una dama de la corte otomana, Palma de Mallorca, 2003.

Ödülleri

Sultan 2. Abdülhamid (1876-1909), sadece kadınlara verilen Şefkat Nişanı ile Leyla Saz’ı ödüllendirmiştir.

Eğitimi

Leyla Saz özel eğitim almıştır.

  • Rumca ve Fransızca öğretmeni:Elizabet Kantaksaki
  • Türk müziği öğretmenleri:Medenî Aziz Efendi (besteci, edebiyatçı, tambur, lavta, piyano öğretmeni), Asdik Ağa (Asadur Hamamcıyan, besteci)
  • Batı müziği öğretmeni:Nikoğos Ağa (Nikogos Taşçıyan, besteci ve tambur öğretmeni)
  • Piyano öğretmeni:Therese Roma (aynı zamanda I. Abdülmecid’in kızı Münire Sultan’ın da piyano öğretmenidir.)
  • Edebiyat öğretmenleri:Giritli Kutbi Efendi, Giritli Fatinefendi-zade Sadık Efendi

Sosyal Sorumluluk Çalışmaları

Yaşadığı zamanın müzisyenlerini çalışmalarında özendirdi ve destekledi.

Akraba ve Dostları

  • Annesi:Nefise Hanım
  • Babası:İsmail Paşa (doktor, vali, Sağlık Bakanı)
  • Babaannesi:Kibele Rododanaki
  • Annesinin babası:Tatar Küçük Abdurrahman Bey
  • Kızları:Feride Ayni, Nefise Nezihe Neyzi
  • Damatları:Mehmet Ali Ayni, Muzaffer Neyzi
  • Oğulları:Yusuf Razi Bel (mühendis), Vedat Tek (mimar)
  • Torun:Ali Halim Neyzi
  • Torun çocuğu:Leyla Neyzi (antropolog)
  • Evlilik:Giritli Selim Sırrı Paşa (şair, hattat, siyasetçi)
  • Dostları:Münire Hanım (I. Abdülmecid’in kızı), Münif Paşa (Eğitim Bakanı), Ahmet Mithat (yazar, gazeteci, yayıncı), Abdülhak Hamid Tarhan (şair, oyun yazarı), Cenab Şahabbettin (şair, yazar) Faik Ali Ozansoy (şair), Mihrinissa (şair), Fahriye Atif (şair), Fatma Aliye (yazar, romancı), Emine Seniye (yazar, kadın hakları aktivisti, Fatma Aliye’nin kız kardeşi), Süleyman Nazif (şair, yazar, politikacı), Recaizade Mahmud Ekrem (şair, yazar), Yaşar Şadi (besteci), Nabi-zade Nazım (şair, romancı, yazar), Samih Rıfat (şair, dil bilimci), Arif Hikmet Bey (şair, Kadı, 105. Osmanlı Şeyhülislamı), Şair Nigâr Hanım (şair, besteci, anı yazarı)

Anısını Yaşatan Projeler

Besteleriyle CD’ler

Kadın Bestecilerimiz / Turkish Woman Composers, CD , Cemre Müzik, İstanbul, 1998.

Osmanlı Mozaiği: Kadın Bestekârlar 1 & 2 (Women Composers) , CD Sony Music, İstanbul, 2001.

Osmanlı Marşları/ The Ottoman Military Music, Kalan Müzik CD , İstanbul (tarihsiz).

Hakkında Yazılanlar

Nesrin Tağızade-Karaca, “Cumhuriyet Öncesi Türk Kadınının Düşünce ve Sanat Birikiminde buluşan İki İsim”, İnönü Üniversitesi Sanat ve Tasarım Dergisi, Özel Sayı, C.2, Malatya, 2011, ss.845-854, http://iys.inonu.edu.tr/webpanel/dosyalar/988/file/edebiyat.pdf

Aylin Şengün Taşçı, “Modernleşme sürecinde öncü bir figür olarak bir kadın bestekar: Leyla Saz”, aylinsengun.blogspot.de, 29.9. 2010, http://aylinsengun.blogspot.de/search?updated-min=2010-01-01T00:00:00-08:00&updated-max=2011-01-01T00:00:00-08:00&max-results=1

Serkan Alkan İspirli, “Osmanlı kadınının şiiri”, Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, V.2/4, 2007, http://www.turkishstudies.net/sayilar/sayi6/30alkanispirliserhan.pdf (Erişim 27.2.2012).

Nüket Esen, “Leyla Saz’la bir motor gezisi”, Radikal Kitap, 22.7.2005, http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=4191

Ali H. Neyzi, Lara Feneri: Çakıp Sönen Anılar, İş Kültür Yayınları, 3 kitap, 2003, 2004, 2005

Kathryn Woodart, “Music in the Imperial Harem and the life of Ottoman composer Leyla Saz” (1850-1936), IAWM Journal, 2004, http://www.iawm.org/articles_html/woodard_leyla_saz.html

Nazmi Özalp, Türk Musikisi Tarihi, Ankara, 2000.

Nezih H. Neyzi, Kızıltoprak Stories, İstanbul, Peva Publications, 2000.

Turhan Taşan, Kadın Besteciler, İstanbul, 2000, ss.109 –112.

Börte Sagaster, “Memoirenliteratur türkischer Frauen im Umbruch vom Osmanischen Reich zur Türkischen Republik: Das Beispiel Leyla Saz”, in: Dietrich Reetz und Heike Liebau (Hg.): Globale Prozesse und Akteure des Wandels: Quellen und Methoden ihrer Untersuchung. Ein Werkstattgespräch, Berlin, 1997 (Arbeitshefte Zentrum Moderner Orient Nr. 14), S. 119-128.

Cemal A. Kalyoncu, “Kızıltoprak’ta Bir Köşk ve Onun Renkli Sakini”, chronicledergisi.comhttp://www.chronicledergisi.com/kiziltoprakta-bir-kosk-ve-onun-renkli-sakini/

“Leyla Saz”, Esendere Kültür Sanat Derneği internet sitesi,
http://www.eksd.org.tr/bestecilerimiz/leyla_saz.php

Kaynakça

Leyla Saz tanıtım sayfasında yararlanılan kaynaklar
  • Bkz. Hakkında Yazılanlar maddesi
  • Serpil Çakır, Osmanlı Kadın Hareketi, İstanbul 2011
  • Nazmi Özalp, Türk Musikisi Tarihi, Ankara, 2000, s. 223
  • Turhan Taşan, Kadın Besteciler, İstanbul, 2000, ss.109 –112.
  • “Leyla Saz”, Esendere Kültür Sanat Derneği internet sitesihttp://www.eksd.org.tr/bestecilerimiz/leyla_saz.php.
    (7.4. 2012)
Leyla Saz tanıtım sayfasındaki görseller için kaynaklar
  • “The Imperial Harem Of The Sultans” kitap kapağı için kaynak site.
  • Leyla Saz’ın mezar taşı fotoğrafı için kaynak site.
  • Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi, İstanbul

©2012 Meral Akkent

Adnan Veli Kanık kimdir?

Adnan Veli Kanık, 9 Aralık 1916 yılında İstanbul’un Beykoz ilçesinde Fatma Nigar Hanım ve Mehmet Veli Kanık’ın oğlu olarak dünyaya geldi. Babası klarnet virtüozu ve Armoni Orkestrası Şefidir. Şair Orhan Veli Kanık’ın kardeşidir. Ayrıca, Füruzan Yolyapan adında bir kız kardeşi de vardır.Orta okul ve liseyı Galatasray Lisesi’nde bitirdi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne iki sene devam etti. 1938 yılında Etibank’ta çalıştı ve bir süre devlet memuru olarak çalıştı. Daha sonra ise 1949’da gazeteciliğe başladı muhabirlik yaptı.1952 yılında Ankara Cezaevi’nde hapis yatarken ise aynı gazetede “Bir Hukukçu” ve “Mehmet Yanık” adı altında makaleleri yayınlandı. Öyküler, radyo piyesleri, küçük fıkralar ve şakalar kaleme alan Adnan Veli Kanık, toplumdaki alt ve üst tabaka insanların yaşamlarını karşılaştırdığı eserleriyle tanındı. Özellikle, mizahi öyküleri ile öne çıktı. Sosyetenin kenar mahalle insanı ve sonradan görmeler üzerindeki etkisini gülünç bir biçimde gözler önüne sermeyi başarmıştır.1952 yılında yayınlanan “Mahpushane Çeşmesi” isimli romanında tutuklu bulunduğu günlerdeki gözlemlerini kaleme aldı. Cezaevinden çıktıktan sonra, Vatan, Akbaba, Dolmuş,Tef, Pardon ve Papağan gibi yayınlarda gülmece yazarlığını yürüttü.Adnan Veli ayrıca, abisi Orhan Veli Kanık‘ın 1950 yılında ölümünün ardından 1952 yılında “Orhan Veli” İçin isimli bir kitap derledi. 1953 yılında Yeditepe Yayınları tarafından basılan bu kitapta şairin yaşamı, sanat anlayışı ve ölümünden sonra yapılan yorumlar ve yazılan makaleler yer alır.

Adnan Veli Kanık, 6 Aralık 1972 tarihinde İstanbul’da 56 yaşındayken hayatını kaybetti

Eserlerinden Bazıları :
1952 – Mahpushane Çeşmesi
1956 – Sosyete
1957 – Uçan Daireler
1957 – Seçim Konuşmaları
1957 – Kaynana

Zeki Müren kimdir?

Zeki Müren (6 Aralık 1931 – 24 Eylül 1996), Türk şarkıcı, besteci, söz yazarı, oyuncu ve şair. 

Bursa’nın Hisar semtinde, Ortapazar Caddesi’ndeki 30 numaralı ahşap evde aya ve Hayriye Müren çiftinin tek çocuğu olarak dünyaya geldi.Ailesi Üsküp’ten Bursa’ya göç etmişti. Babası kereste tüccarıydı. Ufak tefek ve çelimsiz bir çocuktu. 11 yaşında Bursa’da sünnet oldu.

İlkokulu Bursa Osmangazi İlkokulunda (sonradan Tophane İlkokulu ve Alkıncı İlkokulu) okudu. Henüz ilkokuldayken yeteneği öğretmenleri tarafından keşfedildi ve müzikli okul müsamerelerinde baş rolleri oynamaya başladı. Hayatındaki ilk rolü, bu müsamerelerden birindeki çoban rolüdür.

Ortaokulu yine Bursa’da, Tahtakale’deki 2. Ortaokulda tamamladı. Ortaokulu bitirdikten sonra babasına İstanbul’a gitme arzusunda olduğunu açıkladı ve onun da onayıyla İstanbul Boğaziçi Lisesine yazıldı. Bu okulu birincilikle bitirdi. Olgunluk imtihanlarını pekiyi dereceyle verip İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisine (şimdiki Mimar Sinan Üniversitesi) girdi.üksek Süsleme Bölümü Sabih Gözen atölyesinden mezun oldu. Desen çalışmalarını öğrencilik yıllarından başlayarak pek çok kez sergiledi.

Zeki Müren, Bursa’da tamburi İzzet Gerçeker’den aldığı solfej ve usul dersleriyle musiki bilgileri öğrenmeye başladı. 1949’da, Boğaziçi Lisesi’nde okurken sinema yönetmeni ve yazar Arşavir Alyanak’ın babası Agopos Efendi ile birbaşka hocası Udi Krikor’dan aldığı derslerle de musiki eğitimini sürdürdü. Daha sonra fasıl musikisini iyi bilen ve geniş bir repertuvarı olan Şerif İçli’den çeşitli eserler meşk etti; Refik Fersan’dan, Sadi Işılay’dan, Kadri Şençalar’dan faydalandı.

1950 yılında henüz üniversite öğrencisiyken TRT İstanbul Radyosunun açtığı ve 186 adayın katıldığı solist sınavını birincilikle kazandı. 1 Ocak 1951’de, İstanbul Radyosunda canlı olarak yayımlanan bir programda ilk radyo konserini verdi ve bu konseri çok beğenildi. Bu konserde kendisine eşlik eden saz ekibi Hakkı Derman, Serif İçli, Şükrü Tunar, Refik Fersan ve Necdet Gezen’den oluşuyordu.

Konserden sonra Hamiyet Yüceses stüdyoyu arayarak kendisini tebrik etti. O yıllarda TRT Ankara Radyosu Anadolu’da en çok dinlenen radyo idi ve İstanbul Radyosu Anadolu’dan net olarak dinlenemiyordu. Aynı hafta klarnet sanatçısı Şükrü Tunar Müren’i Yeşilköy’deki kendisine ait plak fabrikasına götürerek yine kendi eseri olan “Muhabbet Kuşu” şarkısını plağa doldurttu. Bu plak sayesinde Müren tüm Anadolu’da tanındı.

Zeki Müren, bu başarılı ilk konserden ve plak çalışmasından sonra Türkiye radyolarında düzenli olarak eserler seslendirmeye başladı. Radyo programları on beş yıl sürdü, bunların çoğu canlı yayın programlarıydı. Müren bundan sonra kendini daha çok sahne ve plak çalışmalarına verdi. İlk sahne konserini 26 Mayıs 1955 tarihinde verdi. Genellikle kendi dizayn ettiği sahne kıyafetlerini giyiyordu. Saz heyetine tek tip kıyafet giydirmek ve T podyum kullanmak gibi çeşitli yenilikler getirdi.

Maksim Gazinosu sahnelerinde aralıksız 11 yıl Behiye Aksoy ile dönüşümlü olarak sahne aldı. 1976’da Londra’daki Royal Albert Hall’da konser vererek bu mekânda sahne alan ilk Türk sanatçı oldu.

Zeki Müren 600’ü aşkın plak ve kaset doldurdu. Plağa okuduğu ilk şarkı Şükrü Tunar’ın “Bir Muhabbet Kuşu” güfteli şarkısıdır. Müren 1955’te “Manolyam” adlı şarkısıyla Türkiye’de ilk kez verilen Altın Plak Ödülü’nü kazandı. 1991 yılında Devlet Sanatçısı seçildi.

300 dolayında şarkı besteledi. On yedi yaşındayken bestelediği “Zehretme hayatı bana cânânım” mısrasıyla başlayan acemkürdi şarkı bestelediği ilk şarkıdır. “Şimdi Uzaklardasın” (suzinâk), “Manolyam” (kürdilihicazkâr), “Bir Demet Yasemen”, “Gözlerinin İçine Başka Hayal Girmesin” (nihavend) güfteli, “Elbet Bir Gün Buluşacağız” gibi şarkıları sık sık okunan, en sevilen şarkılarıdır. Zeki Müren bu şarkıları plaklara da okumuştur.

Zeki Müren hayatı boyunca hiç evlenmedi. 1950’lerin Türkiye’sinde alışılmış kalıpları zorlayan elbiseleri ve sahne davranışı ile halkın ilgisini sürekli olarak üstünde tutmayı başardı. Mesleğe başladığı ilk yıllarda daha sıradan kıyafetler ve saç stilleri taşımasına rağmen ileriki yıllarda kadınsı kıyafetler, saç modelleri ve makyajı ile sahnelerde yer aldı. Kendisi hiçbir zaman cinsel yönelimi ile ilgili bir açıklama yapmadı ve zaman zaman adı kadınlarla anıldı ancak genel kanaat eşcinsel olduğu yönünde idi.

Kurallı ve ağdalı bir Türkçe konuşmaya özen göstermesi ile bilinir. “Müziğin Paşası” olarak anılması, 1969’da Aspendos konserinden sonra ilk defa Antalya halkının kendisi için kullanmasıyla başlamıştır. Kendisi, bu şekilde anılmaktan memnun olmakla birlikte neden uygun görüldüğünü bilmediğini açıklamıştır.

Askerliğini 1957-1958 yıllarında yedek subay olarak Ankara Piyade Okulu (6 ay), İstanbul Harbiye Temsil Bürosu (6 ay) ve Çankırı’da (3 ay) yaptı. Zeki Müren’in Karagöz sanatçısı Hayali Saf Deri, Metin Özlen tarafından hazırlanan kuklası doğum yeri olan Bursa’da sahne aldı. Doğum günü olan 6 Aralık tarihi ise, Onur Akay’ın TRT Müzik ekranlarından yaptığı öneri ile, 2012 yılından bu yana Türk Sanat Müziği Günü olarak kutlanmaktadır.

Rahatsızlığı ve vefatı
Bodrum’daki Zeki Müren Sanat Müzesi’nde sergilenen giysilerinden biri.
Zeki Müren kalp rahatsızlığı ve şeker hastalığı nedeniyle hayatının özellikle son 6 yılında sahne hayatından ve medyadan uzaklaştı. Bodrum’daki evinde inzivaya çekildi. Bu dönemi “kendini dinlemek” olarak tarif eder]. 24 Eylül 1996 günü, TRT İzmir Televizyonunda kendisi için düzenlenen tören sırasında geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumdu.

Cenazesi büyük bir halk kalabalığının katıldığı büyük bir törenle kaldırıldı. Mezarı, doğum yeri olan Bursa’da Emirsultan Mezarlığı’ndadır.hmetçik Vakfı, 2002 yılında Bursa’da Zeki Müren Güzel Sanatlar Anadolu Lisesi’ni yaptırdı. TEV Bursa Şube Başkanı Mehmet Çalışkan 24 Eylül 2016 tarihinde yaptığı bir açıklamada vakfın Zeki Müren Burs Fonu’ndan 20 yılda 2.631 öğrencinin yararlandığını belirtti.

Ölümünün ardından sanatçının Bodrum’da son yıllarını yaşadığı evi Kültür Bakanlığı’yla yapılan protokol ile Zeki Müren Sanat Müzesi’ne dönüştürüldü ve 8 Haziran 2000 tarihinde ziyarete açıldı.

Diskografi
1970: Senede Bir Gün
1973: Pırlanta 1
1973: Pırlanta 2
1973: Pırlanta 3
1973: Pırlanta 4
1976: Güneşin Oğlu
1977: Mücevher

1978: Nazar Boncuğu
1979: Sükse
1981: Kahır Mektubu
1982: Eskimeyen Dost
1984: Hayat Öpücüğü
1985: Masal
1986: Aşk Kurbanı
1987: Helal Olsun

1988: Gözlerin Doğuyor Gecelerime
1989: Ayrıldık İşte
1989: Zirvedeki Şarkılar
1990: Dilek Çeşmesi
1991: Doruktaki Nağmeler
1992: Sorma

.

Aziz Nicolas (Noel Baba) kimdir?

Aziz Nikholas / Myra Antik Kenti

Aziz Nikolas (Çocukların, Mahkûmların, Denizcilerin ve Gezginlerin Koruyucusu)

Myra “Yüce Ana Tanrıça’nın Yeri” anlamına gelmektedir. İS 4. yy’da imparatorluğun dini olan Hıristiyanlık çok daha önceden bu bölgelerde olgunlaşmıştı. “Tanrının tekil anıldığı zamanların başlangıcından itibaren Likya’nın en ünlü ve önemli kenti oldu. Hz İsa’nın 12 havarisinden biri olmamasına rağmen, Hz İsa’nın dinini yayamaya çalışan Aziz Paulos’un 4. yolculuğu olarak kayıtlara geçen MS 59-69 yıllarında yaptığı seyahatleri sırasında  tutuklanarak Roma’ya götürülmesi azizin yaptığı dördüncü yolculuk olarak da gösterilmektedir. Aziz Paul’ün bindirildiği gemi Akdeniz güney kıyılarından geçirilerek Kilikya ve Pamfilya açıklarından geçmiş ve Myra Antik Kentinde konaklamıştır. Bu nedenle Patara, İncilde adı geçen kentlerden biri olma özelliği kazanmıştır. Buradan İtalya’ya giden bir gemiye bindirilmiş yine güney kıyılarında yer alan Datça (Knidos)’a uğramıştır. Tutukluluk hali nedeniyle de olsa, Aziz Paulos’un Myra’ya gelmesi, metropolün adını duyurmuştur. Bu tarihi kayıtlardan sonraki ününü ise, Myralı St. Nikolaos’a borçludur. Aziz, öğretisini burada geliştirip ününü yayarak tüm yaşamını Myra’da tamamladı. “Aziz Nikolas’ın piskoposluk yaptığı yer” olması sayesinde de ününü tüm Ortaçağ boyunca sürdürdü. İlk olarak bugünkü kaya mezarlarının üzerindeki tepede kurulan antik kent, daha sonra aşağıya inerek genişledi. St. Paul’un seyahati sırasında yine Hristiyanlığın önde gelen isimlerinden olan arkadaşı Luke ve Yunan gökbilimci ve matematikçi, Sisamlı Aristharchos de uğradığı bir şehirdir.

MS 250 yılında Myra’da dünyaya gelen Aziz Nikolas’un bazı kaynaklara göre varlıklı bir ailenin tek çocuğu olarak dünyaya geldiği, Başrahip olan amcasının onu Tanrı’nın hizmetine davet etmesi ve onun da buna hevesli olması üzerine papaz olduğu,  sonrasında ise elde ettiği tüm paralarını zayıf, fakir ve ihtiyaç sahibi insanlar için harcadı rivayetleri olduğu gibi, daha başka rivayetlerle de karşılaşmak mümkündür.

Sionlu Nikholaus’un Başpiskoposluğa kadar yükselmesi, martyrion[1]’u ziyareti ve Rosallia Günü’nde din adamlarını bir araya getiren Synodos’un Myra’da toplanmasıyla ünlenen Myra, o gün bu gündür turistlerin/hacıların ilgi odağı olmuş, kutsal bir merkez sayılmıştır. Mucizeleriyle ünlenen St. Nikolaos, geçmişte çocuklar, denizciler, tacirler ve bilim adamlarının koruyucusuyken, bugün tüm dara düşenlerin sığınağı olmaya devam etmektedir. Dara düşenlere gizlice verdiği yardımların, anlatıldıkça çoğalan öyküleri nedeniyle,”[2] bugün dünyanın hemen her yerinde yılbaşında armağan veren “Noel Baba” tiplemesi ile bütünleştirilerek, Noel Baba “olarak ünlenmiştir. Çocukları koruma/sevindirme, denizcileri kurtarma, kayıp eşyaları bulma, gelecekten bilgi verme gibi pek çok mucizesi anlatılagelir. Bir keresinde Mısır’dan İstanbul’a giden bir gemiden aldığı hububatla Myra halkını açlıktan kurtarır. Ancak, gemi İstanbul’a vardığında yükünden hiçbir şey eksilmez. Bu belki de Aziz’in denizcilerin patronu olmasına bağlanan mucizelerden biridir. Çünkü Akdeniz’de seyreden gemilerin sefere çıkmadan önce birbirlerine iyi dilek olarak “Dümenini Aziz Nikholaos tursun.” Demeleri gelenek olmuştur. Aziz’in sağlığında din adamı olarak çalıştığı Likya sahilleri, Akdeniz’in en önemli denizcilik merkezi, burada yaşayanlar da Akdeniz’in ünlü denizcileriydiler. Bu nedenle din kitaplarında Aziz’in denizle ilgili birçok mucizesine rastlanmaktadır.

Kendine çeyiz yapamamış, umutsuz, evde kalmış, masum, yoksul kız çocuklarına acıyan Aziz Nikolaus, onların evlerinin bacasından sikke dolu torbalar bırakırmış ve daha sonra bunu bir gelenek haline getrmiş. Aziz Nikolas için anlatılan bu hikâyenin 19. Yüzyılda Amerikalılar tarafından, Asya’nın soğuk steplerinden gelen “Ayaz Ata ve Narduğan” kutlamaları ile birleştirilip, Aziz Nikolaus’un adının “Noel Baba” adıyla değiştirilmesi, 1823’den bu yana henüz 94 yıllık bir mazidir. Sonrasında ise bütün dünyada Amerika Birleşik Devletlerinde A Visit from St. Nicholas ” ve karikatürist ve siyasi karikatürist ait Thomas Nast ‘ın  “Noel Baba” adıyla resmettikleri ve çocuklara hediye dağıtan, kırmızı kıyafetli, tonton bir ihtiyar olarak resmettikleri bu yaratıları, daha sonrasında resim, şiir, çocuk şarkı ve kitapları, radyon programları ve filmlerle tüm dünyaya yayılmıştır. Oysaki Avrupa ülkelerinde çoğunlukla Santa Klaus olarak bilinen Aziz Nicholaus, Anadolu’da yaşamış bir din adamıdır. Aziz Nicholaus gerçek anlamda herkesin yardımcısı olan ve yüreği tanrı inancıyla dolu bir din adamı olsa da, kendisine addedilerek tasvirin dışında kalmaktadır. Aziz Nicholaus’un yaşadığı yerde hiç kar yağmamış ve kendisi de ren geyiklerinin çektiği bir kızağa binmemiştir. “Noel Baba” tiplemesi, Cocacola firmasının o yıllarda, satışlarını artırmak ve dikkat çekmek için günümüze kadar gelen reklam politikasının bir ürünü olarak ticari bir imaj ürünüdür.. Soğuk ve ayazın içinden, havada ren geyiklerinin çektiği arabasıyla yardıma muhtaç insanların çatısından hediyeler dağıtarak tasvir edilen Noel Baba tiplemesi, çıkış noktası ve onu farklı derledikleri efsanelerin harmanına kendi hayal güçlerine de katarak tasarlayıp ortaya çıkartanların amaçladıkları hedef doğrultusunda amacına ulaşmış ve tüm dünyaca tutmuştur. Günümüze İtalya’nın Sicilya Adası, Napoli, Bari, Almanya’nın Frieburg ve hatta Amerika’da New York kentinin koruyucu azizi olma derecesine varan önemi, her yılın 6 Aralık günü yapılan anma törenleriyle daha da pekişmektedir. Günümüzde, Orta Asya Türklerinin Ayaz Atası ve Narduğan Bayramı, İskandinav ülkelerinde iyiliksever, çocukların koruyucusu Santa Klaus/ Odin[3], ve Myralı Aziz Nicholaos’ın kişiliğin birleştirilmiş ve ortaya bir Noel Baba çıkmıştır. Fakat en temelde yatan gerçek ise, Aziz Nikolas’a yüklenen misyonuların, eskiden medet umulan Önbilici, Işık Tanrı Apollon’un bir devamı olduğudur. Yani gerçek şudur ki Apollon inancı asla yok olmamış, sadece adı değişmiştir. Değişen inançlar değil, inanılanın ve aracıların adı değişmiştir.

Aziz Nikolas Kilisesi

Aziz Nikholas Kilisesi / Myra Antik Kenti
Aziz Nikolas Kilisesi
Aziz Nikolas Kilisesi
       Aziz Nikolas Kilisesi’nin genel çizimi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

6 Aralık 343 tarihinde, 65 yaşında öldüğü sanılan Aziz Nikolaos’ın ölümünün üstüne 6. yy’da kendisi adına Aziz Nikolaus Kilisesi yapılmıştır. Kemikleri de kilisede yer alan, üstü deniz kabuğu pullu bir lahde yerleştirilmiştir. Eski Rusya Çarlığı olmak üzere, ünü tüm Avrupa’ya yayılmış olan Azizi Nikolaos kilisenin yanına, 11. yüzyılın ikinci yarısında bir manastır ilave edildi. Yaşarken Demre’den ayrılmayan Aziz’in ölüsünü, İsa’dan sonra 808’de Arap istilacılar yok etmek istediler, ancak başka bir rahibin mezarını dağıttılar. Bu akınlar sonucunda, kentin en önemli yapısı olan St. Nikolas Kilisesi 1034’te yıkıldı. 1863 yılında Rus Çarı II. Alensandr, binayı ve çevresindeki bölgeyi Osmanlı Devleti’nden satın alarak restorasyon çalışmalarına başladı.

Aziz Nikolas Kilisesinde, “en erkeni İS 5. yy başına kadar inen[4] birçok yapı evresi bulunmaktadır. Üç nefli kiliseye sonradan bir nef daha eklenmiştir. Kilise, Aziz’in yaşamını anlatan benzersiz freskolarıyla özeldir. Sahneler N. Çorağan Karakaya’nın cümlelerinde detaylıca işlenmiştir.[5]Prothesis mekânında bulunmasıyla şaşırtan “Havari Komünyonu” sahnesinde İsa ekmek-şarap dağıtmaktadır: Ekmek tarafındaki havarilerin en önünde Petrus, şarap tarafındakilerin önünde de Paulus durmaktadır. Yahuda ise yine kendini sahneden dışlamış pozisyondadır. Freskolar stilleri ve ikonografileriyle İS 11.-12. yy’lara aittir. Kilisenin güneyindeki mezar nişlerinde İsa’nı Doğuşu, Çarmıhta İsa, Anastasis, Göğe Çıkış ve Koimesis–Meryem’in Ölümü- sahnelerinden oluşan Beş Bayram sahnesi işlenmiştir. Kemer yüzlerinde ise St. Nikolaos’un yaşamını anlatan siklustan 15 sahne işlenmiştir: Bu benzersiz freskolar arasında yine N. Karakaya’nın tanımlamalarıyla “Deniz mucizeleri”, “Üç komutan hapiste”, “Aziz’in İmparator Konstantinos ve Vali Ablabius’un rüyalarına girmesi”, “Üç komutan İmparator Konstantinos’un Önünde”, “Üç komutanın Nikolaos’a teşekkürü”, “Nikolaos’un Basileus’u Araplardan kurtarışı”, “Nikolaos’un Demetrios’u boğulmaktan kurtarışı”, “Aziz’in çocuğu olmayan bir aileye yardımı”, “Aziz’in büyülü bir kişiyi iyileştirmesi”, “Üç bekâr kızın öyküsü” bulunmaktadır.[6]” [7] Rusya ve Yunanistan’ın en saygın azizi olarak tanınan Aziz Nikolaus, çocukların, mahkûmların, denizcilerin ve gezginlerin koruyucusu olarak saygı görmüştür. Azizi Nikolaus’un ölümünden sonra Avrupa’nın birçok kentinde adına kiliseler inşa edilmiştir. Bunlar arasında VI. yüzyılda İstanbul’da inşa edilen Bazilika en göz çarpanıdır.

reklam
YORUM YAZ