reklam
Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
BIST 92.755
DOLAR 5,2977
EURO 6,0538
ALTIN 212,17

Unutmazsanız unutulmazlar: Namık Kemal, O. Şaik Gökyay, Fikret Madaralı, Kemal Sülker, Zeki Ömer Defne, Rüştü Onur85 defa okundu

, kategorisinde, 02 Ara 2018 - 09:28 tarihinde yayınlandı
Unutmazsanız unutulmazlar: Namık Kemal, O. Şaik Gökyay, Fikret Madaralı, Kemal Sülker, Zeki Ömer Defne, Rüştü Onur

Bugün 2 Aralık. “Vatan şairi”miz Namık Kemal’in aramızdan ayrılışının 130. yıldönümü. “Bu vatan kimin?” şiiriyle Cumhuriyet yazınına damgasını vuran Orhan Şaik Gökyay’ın da 24. ölüm yıldönümü bugün. Verilmekte olan yazın ödülüyle unutulmazlar arasına giren eğitimci Fikret Madaralı da 25 yıl önce vefat etti.  Yazın dünyasının çalışkan emektarlarından Kemal Sülker de  2 Aralık 1995’te  ayrıldı aramızdan.  Zeki Ömer Defne’yi de  26 yıl önce yitirdik.  1942’de öldüğünde sadece 20 yaşındaydı Rüştü Onur; şiiriyle iz bırakanlardandı…

BRT Yayın Grubu olarak tüm bu değerlerimizi saygıyla, sevgiyle anıyoruz.

Namık Kemal kimdir?

21 Aralık 1840’ta Tekirdağ’da doğdu, 2 Aralık 1888’de Sakız Adası’nda öldü. Asıl adı Mehmed Kemal. Namık adını ona şair Eşref Paşa verdi. Babası, II. Abdülhamid döneminde müneccimbaşılık yapmış olan Mustafa Asım Bey. Annesini küçük yaşında yitirince çocukluğunu dedesi Abdüllâtif Paşa’nın yanında, Rumeli ve Anadolu’nun çeşitli kentlerinde geçirdi. Bu yüzden özel öğrenim gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. 18 yaşında İstanbul’a babasının yanına döndü. 1863’te Babıali Tercüme Odası’na kâtip olarak girdi. Dört yıl çalıştığı bu görev sırasında dönemin önemli düşünür ve sanatçılarıyla tanışma olanağı buldu. 1865’te kurulan ve daha sonra yeni Osmanlılar Cemiyeti adıyla ortaya çıkan İttifak-ı Hamiyet adlı gizli derneğe katıldı. Bir yandan da Tasvir-i Efkâr gazetesinde hükümeti eleştiren yazılar yazıyordu. Gazete, Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin görüşleri doğrultusunda yaptığı yayın nedeniyle 1867’de kapatıldı.

Sürgünler dönemi

Namık Kemal, İstanbul’dan uzak olması için Erzurum’a vali muavini olarak atandı. Bu göreve gitmeyi erteledi ve Mustafa Fazıl Paşa’nın çağrısı üzerine Ziya Paşa‘yla birlikte Paris’e kaçtı. Bir süre sonra Londra’ya geçerek Mustafa Fazıl Paşa’nın parasal desteğiyle Ali Suavi’nin Yeni Osmanlılar adına çıkardığı “Muhbir” gazetesinde yazmaya başladı. Ama Ali Suavi‘yle anlaşamadı, Muhbir’den ayrıldı.

1868’de gene Fazıl Paşa’nın desteğiyle “Hürriyet” gazetesini çıkardı. Çeşitli anlaşmazlıklar yüzünden, Avrupa’da desteksiz kalınca, 1870’te zaptiye nazırı Hüsnü Paşa’nın çağrısıyla İstanbul’a döndü. Nuri, Reşat ve Ebüzziya Tevfik beylerle birlikte 1872’de “İbret” gazetesini kiraladı. Aynı yıl burada çıkan bir yazısı üzerine gazete 4 ay kapatıldı. İstanbul’dan uzaklaştırılmak için Gelibolu mutasarrıflığına atandı. Orada yazmaya başladığı “Vatan Yahut Silistre” oyunu, 1873’te Gedikpaşa Tiyatrosu’nda sahnelendi. Oyunu izleyenler galeyana gelip olay çıkardı. Namık Kemal birçok arkadaşıyla birlikte tutuklandı. Bu kez kalebentlikle Magosa’ya sürgüne gönderildi.

Türk Edebiyatı’nda İlkleri

1876’da I. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü. Şura-yı Devlet (Danıştay) üyesi oldu. Kanun-î Esasi’yi (Anayasa) hazırlayan kurulda görev aldı. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı çıkınca Meclis-i Mebusan kapatıldı, Namık Kemal tutuklandı. Midilli Adası’na sürüldü. 1879’da Midilli mutasarrıfı oldu. Aynı görevle 1884’te Rodos, 1887’de Sakız Adası’na gönderildi. Ertesi yıl burada öldü ve Gelibolu’da Bolayır’da defnedildi.

Şiirlerini küçük yaşlardan itibaren yazdı. Şinasi’yle tanışıncaya değin, şiirlerinde tasavvufetkileri görülür. Bu dönemde özellikle Yenişehirli Avni, Leskofçalı Galib gibi şairlerden etkilendi.

En önemli özelliklerinden biri, Türk şiirini Divan şiirinin etkisinden kurtarmaya çalışması. “Vatan Şairi” diye de isimlendirildi. Tiyatroya özel bir önem verdi, altı oyun yazdı. Bir yurtseverlik ve kahramanlık oyunu olan Vatan Yahut Silistre, Avrupa’da da ilgi uyandırdı ve beş dile çevrildi. İlk romanı “İntibah” 1876’da yayınladı. Ruhsal çözümlemelerinin, bir olayı toplumsal ve bireysel yönleriyle görmeye çalışmasının yanı sıra, dış dünya betimlemeleriyle de İntibah Türk romanında bir başlangıç sayılır. Romanı ve tiyatroyu toplumsal yaşama soktuğu gibi, edebiyat eleştirisini de Türkiye’ye ilk getiren kişilerden biri oldu. En önemli eleştiri eserleri Tahrib-i Harâbât ile Takip. Gazeteci olarak da Türk kültürü içinde önemli bir yeri var. Döneminin hemen hemen bütün yenilik yanlısı ve ilerici gazetelerinde yazıları yayınlandı. Siyasal ve toplumsal sorunlardan edebiyat, sanat, dil ve kültür konularına dek çok çeşitli alanlarda yazdığı makalelerin sayısı 500 kadar.

Namık Kemal ile ilgili kısa tespitler (Özet):

  • Asıl adı Mehmed Kemal’dir.
  • Namık” mahlasını hicivleriyle tanınan Eşref Paşa‘dan almıştır.
  • 1840 tarihinde Tekirdağ’da doğmuştur.
  • Servet-i Fünûn kuşağından Ali Ekrem Bolayır‘ın da babasıdır.
  • Leskofçalı Galib ve Hersekli Arif Hikmet Bey’in Çukurçeşme’deki konağında yapılan Encümen-î Şûara toplantılarına katılarak edebiyat dünyasıyla ilk ciddi temaslarını kurar.
  • İlk şiirleri genellikle müşterek gazel ve nazire şeklindedir denilebilir. Bir divan oluşturabilecek kadar gazel kaleme almıştır. İlk gazellerinde yoğun bir tasavvufî etki hakimdir.
  • Birçok yazısında bahsettiği üzere ustası Şinasi‘dir. Namık Kemal’in karakteristik şiir anlayışı 1862’de Şinasi’yi tanımasından sonra şekillenmiştir.
  • Namık Kemal; Türk şiirine vatan ve millet sevgisi, hürriyet, hamiyet, hak, hukuk, adalet gibi birtakım yeni kavramları getirmiştir.
  • En Meşhur Şiirleri: Vaveylâ, Bir Muhacir Kızının İstimdadı – Vatan Mersiyesi, Hilâl-i Osmanî, Hürriyet Kasidesi. Namık Kemal bu şiirlerini 93 Harbi’nin açtığı felaketler sebebiyle yazmıştır.
  • Hürriyet Kasidesi‘nin asıl adı Besâlet-i Osmanîyye ve Hamîyyet-i İnsanîyye’dir. Hürriyet Kasidesi ilk olarak, Hürriyet gazetesinde yayımlanmıştır.
  • Namık Kemal hem hece ölçüsü hem aruz ölçüsü kullanmakla beraber şiirlerini daha çok aruz ölçüsü ile kaleme almıştır.
  • “Vaveylâ” ve “Hilâl-i Osmanî” hem biçimsel açıdan hem de muhteva açısından “yeni” şiirlerinin iki önemli örneğidir.
  • Hürriyet Kasidesi, biçimsel açıdan eski, muhteva açısından “yeni” şiirlerinin ilk önemli örneğidir.

Namık Kemal’in Tiyatroları

  • Namık Kemal’in en çok eser verdiği tür, tiyatrodur.
  • 6 tiyatro oyunu kaleme almıştır.
  • Çeşitli yazılarında en sevdiği türün tiyatro olduğunu sık sık vurgulamıştır.
  • Namık Kemal’e göre tiyatro “en faydalı eğlence”dir.
  • Namık Kemal’in tiyatrosu, belli bir tezin işlendiği bir dava tiyatrosu mahiyetindedir diyebiliriz.
  • Namık Kemal, Celal Mukaddimesinde ilk defa “tiyatro” türü üzerinde detaylıca durmuştur.
  • Tiyatrolarında da romantik etki hakimdir.
  • Ona göre “tiyatro cihanın aynıdır.” Ona göre “tiyatro ahlâk ve lisân mektebidir.”
  • Fransız klasik tiyatro yazarlarını da tanımakla beraber daha çok romantik dram türünü tercih eden Namık Kemal’in sevdiği yazarlar arasında daha ziyade Shakespeare, Hugo ve Corneille vardır.
  • Hugo’nun aynı zamanda romantizmin beyannamesi olarak kabul edilen ünlü “Cromwell” adlı eserinin ön sözüne bir nazire gibi kaleme aldığı Celâl Mukaddimesi’nde tiyatroyu “edebiyatın en büyük kısmı” saymıştır.

Ayrıca bakınız-> Namık Kemâl’in Tiyatro Eserleri ve Özellikleri

Tiyatro Eserleri

1. Vatan Yahut Silistre (1873)

  • Namık Kemal’in en tanınmış eseridir.
  • Namık Kemal’in tiyatro türündeki ilk eseridir.
  • Türk edebiyatında daha çok “Batılı anlamda sahnelenen” ilk oyun olarak değerlendirilmiştir.
  • 1873 yılı başlarında Bosna-Hersek isyanının ortaya çıktığı bir sırada sahnelenmiştir.
  • Eserin konusu; 1853 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında Rumeli topraklarındaki Silistre adlı kalenin kahramanca savunulmasıdır.
  • Dört perdeden meydana gelen bir oyundur.
  • Oyunun başkarakterleri Zekiye, İslam Bey, Abdullah Çavuş ve Sıtkı Bey’dir.
  • 1 Nisan 1873 gecesi Gedikpaşa Güllü Agop OsmanlI Tiyatrosu’nda temsil edilmesinden sonra seyirciler büyük bir coşku ile Namık Kemal lehinde tezahüratlar yapmıştır.
  • Seyirciler bu coşku ile Namık Kemal’in o dönemde çalıştığı gazete olan İbret gazetesinin önüne gelerek Namık Kemal’i görmek istemişlerdir. Namık Kemal’i orada bulamayınca tüm kalabalık adına Namık Kemal’e bir mektup bırakılmıştır. Seyircilerin bıraktığı bu mektup iki gün sonra ibret gazetesinde yayımlanmıştır. Bu yayının ardından İbret gazetesi süresiz olarak kapatılmış ve bu gazetenin dört önemli ismi olan Ebüzziya Tevfik, Namık Kemal, Nuri Bey ve Hakkı Bey Magosa’ya sürgüne gönderilmiştir.
  • Vatan Yahut Silistre; tiyatro tekniği, tipler ve üslup bakımından romantik tiyatro bağlamında ele alınmaktadır.
  • Oyunun kahramanları tek boyutlu olarak anlatılmıştır.
  • Oyunda bir hitabet üslubu hakimdir.

2. Gülnihal (1875)

  • Namık Kemal’in ikinci tiyatro eseridir.
  • Oyunun asıl adı Râz-ı Dil’dir.
  • Vatan yahut Silistre’nin oynanması sırasında ortaya çıkan olaylar nedeniyle hemen sahneye konulamamıştır.
  • Beş perdelik bir piyestir.
  • Oyunun esas konusu, zalim bir yöneticiye karşı girişilen halk hareketidir.
  • Oyunun başkarakteri zalim yönetici Kaplan Paşa’dır.
  • Olayın geçtiği zaman Tanzimat öncesidir.
  • Eserin dili sade bir yapıya sahiptir.

3. Âkif Bey (1874)

  • Namık Kemal’in Vatan yahut Silistre adlı piyesinin oynanması dolayısıyla çıkan hadiseler üzerine sürgüne giderken vapurda tasarlayıp Mago- sa zindanında tamamladığı eseridir.
  • Beş perdelik bir dramdır.
  • Eserin konusunu; Yunan isyanı, Navarin baskını ve Kırım Savaşı oluşturmaktadır.
  • Eserde kahraman bir kocaya ihanet eden bir kadının aile ve toplum hayatında oynadığı yıkıcı rol üzerinde durulmuştur.
  • Eserin özü, Namık Kemal’in Dâniş Bey yahul Fâhişe-i Tâibe adı ile bahsettiği bir maceradan alınmıştır.
  • Eserin içerisinde aruzun yanı sıra hece vezniyle kaleme alınmış şiirler de mevcuttur.
  • Tiyatro tekniğine uygun bir eserdir.
  • Birbirine zıt karakterlerin davranışları üzerine kurulmuştur.

4. Kara Bela (1908)

  • Beş perde halinde kaleme alınmıştır.
  • Eserin konusu Hint tarihinden alınmıştır.
  • Vak’a Babürlüler Devleti’nin sarayında geçmektedir.
  • Oyunun iki ana karakteri Behrever Banu ve Mirza Hüsrev’dir.
  • Namık Kemal’in en zayıf eseri olarak kabul edilmiştir.
  • Namık Kemal’in sağlığında basılmamış tek eseridir.
  • İlk defa II. Meşrutiyet yıllarında yayımlanabilmiştir.

5. Zavallı Çocuk (1873)

  • Üç perdelik bir trajedidir.
  • Gençlerin aile baskısıyla evlendirilmeleri ve hazin sonları işlenmiştir.
  • Oyunun iki ana karakteri, Şefika ve Ata’dır.
  • 18. yüzyıl Avrupa romantik edebiyatlarında birçok örneği görülen “verem edebiyatı” ile “intihar edebiyatı” kavramlarını Türk edebiyatında işleyen ilk eserlerdendir.
  • Victor Hugo’nun Hernani adlı dramının sonu ile Zavallı Çocuk’un sonu arasında önemli benzerlikler mevcuttur.
  • Zavallı Çocuk (Namık Kemal), İçli Kız (Abdülhak Hamit Tarhan), Vuslat (Recaizade Mahmut Ekrem); bu üç önemli tiyatro oyunu yapısal, ve içerik olarak birbirine oldukça benzemektedir.

6. Celâleddin Harzemşah (1885)

  • Namık Kemal’in üzerinde en çok çalıştığı ve en sevdiği eseri olarak bilinir.
  • Namık Kemal’in en uzun oyunudur.
  • 15 perdeden oluşmaktadır.
  • Namık Kemal’in “sahnelenmek üzere değil okunmak üzere yazılmış” tek tiyatro oyunudur. Tanzimat’tan sonraki Türk edebiyatında romantik tiyatroda Abdülhak Hamid’in eserlerinden önceki ilk zirve olarak kabul edilmiştir.
  • İslam dünyasını tehdit eden Moğol tehlikesine karşı kahramanca mücadele eden Harzemşahlar Devleti’nin son hükümdarı olan Celâleddin Harzemşah’ın hayatını, kahramanlıklarını ve Moğollara karşı giriştiği mücadele ve gayretleri anlatılmıştır.
  • Oyunun en az kendisi kadar meşhur olan bir de mukaddimesi vardır: Mukâddime-î Celâl

Mukâddime-î Celâl’den öne çıkan başlıklar

  • Bu mukaddimede tiyatro eğlencelerin en faydalısı olarak tanıtılmıştır.
  • Bu mukaddimede tiyatronun yanı sıra aynı zamanda roman türü üzerinde de durulmuştur.
  • Bu mukaddimede halk edebiyatı ürünlerinden biri olan “halk hikayeleri” eleştirilmiş bu ürünler bünyesinde taşıdığı olağanüstü motifler sebebiyle “koca karı masalı” ifadesiyle tenkit edilmiştir.
  • Bu mukaddimede Türk anlatı geleneğinin süratle romana yönelmesini ve Türk romanının geliştirilmesi için aydınlara büyük sorumluluklar düştüğü vurgulanmıştır.

Namık Kemal’in Roman Türüne İlişkin Görüşleri

  • Namık Kemal romanı da diğer edebi türler gibi halkı eğitmeye yarayacak, fikirlerini geniş kitlelere yayabileceği “faydalı bir eğlence” olarak değerlendirmiştir.
  • Hayatı boyunca sadece iki roman kaleme almıştır: intibah ve Cezmi.
  • Sosyal fayda ve kıssadan hisse çıkarma anlayışı romanlarında hakimdir diyebiliriz.
  • Ona göre “roman, hakikate, tabiata ve akla uygun olmalıdır.”
  • Namık Kemal’in romanında birçok teknik kusur mevcuttur.

Romanlarının Kısa Tanıtımı:

1. İNTİBAH (1876)

  • Eserin ilk adı, Son Pişmanlık’tır.
  • Türk edebiyatı tarihinde “edebi karaktere sahip ilk roman” olarak kabul edilmiştir.
  • Genel olarak aşk ve kıskançlık temaları üzerinde kurgulanmış bir romandır.
  • Eserin kısmen sosyal bir muhtevaya da sahip olduğu yönünde bilgiler mevcuttur.
  • Eserdeki ana mekan İstanbul-Çamlıca’dır.
  • Romanın üç ana karakteri: Ali Bey, Mahpeyker, Dilaşub’tur.
  • Eserde tutkulu bir yapıya sahip olan ve iyi bir eğitim aldığı halde hayatın gerçekleri karşısında cahil ve tecrübesiz bir şekilde yetiştirilmiş Ali Bey’in başından geçen ve sonu felaketle biten bir aşk macerası anlatılmıştır.
  • Eserin özellikle Kamelyalı Kadınlar adlı romanla benzerlik gösterdiği konusunda araştırmacılar hemfikirdir.

2. CEZMİ (1880)

  • Türk edebiyatı tarihinde “ilk tarihî roman” olarak kabul edilmiştir.
  • İki cilt olarak tasarlanmış fakat bir cilt olarak yazılmıştır. 11 fasıl ve 41 kısımdan oluşan bir romandır.
  • Romanın konusu, 16. yüzyılda II. Selim devrinde başlayıp aralıklarla devam eden Osmanlı-İran savaşlarıdır.
  • Romanın başında 16. yüzyılın genel siyasi durumu ve romana adını veren Cezmi’nin tasvirlerinden oluşan ve esas konu ile ilişkili olmayan bir giriş bölümü vardır.
  • Cezmi’nin İran savaşları sırasında gösterdiği kahramanlıklar ve bu savaşlar sırasında tanışıp dost olduğu Adil Giray’ı esaretten kurtarma sırasında başından geçenler anlatılmıştır.
  • Cezmi, roman tekniği açısından İntibah’a göre daha başarılıdır.
  • Bu romanda konuşmalar intibah’a göre daha azdır.
  • “İdeolojik bir roman” olarak kabul edilmiştir.
  • İttihâd-ı İslam, vatan sevgisi ve insan hakları gibi konular romanın üzerinde durduğu ana temalardır.

Namık Kemal’in Edebi Tenkitleri

1. Tahrîb-i Harabat (1885)

  • Hürriyet mücadelesi yolunda eski dava arkadaşı Ziya Paşa’nın bir tür eski Türk edebiyatı antolojisi niteliğindeki Harabat adlı eserinin başında yer alan Mukaddime ve bu eserin birinci cildinin eleştirisidir.
  • Namık Kemal’e göre Ziya Paşa Sultan Abdülaziz’e yaranmak üzere bir eski taraftarlığına girişmiştir.
  • Eserin en meşhur cümlesi Ziya Paşa’ya hitaben şöyledir: “Eskiyi hortlatıyorsun oysa onu beraberce gömmeye azmetmiştik.”
  • Tahrîb-i Harabatla ayrıca Harabat’taki hatalar da bir bir sıralanmıştır.

2. Takip (1885)

  • Harabat’ın ikinci ve üçüncü ciltlerine dönük olarak yazılmış eleştiri türünde bir eserdir.
  • Ziya Paşa’nın bilgi yanlışları, eserin içerisinde yer alan birtakım tezat bilgiler alaycı bir dille anlatılmıştır.

3. Renan Müdafanâmesi (1908)

  • Fransız Akademisi üyelerinden Ernest Renan’ın 1883 tarihinde verdiği bir konferansta ileri sürdüğü “İslamiyet’in özellikle eğitim alanında bütünüyle Müslümanların ilerlemesine engel teşkil ettiği” şeklindeki görüşlerini eleştirmek üzere kaleme alınmıştır.

Namık Kemal’in Eserleri

OYUN

  • Vatan Yahut Silistre (1873, yeni harflerle 1940)
  • Zavallı Çocuk (1873, yeni harflerle 1940)
  • Akif Bey (1874, yeni harflerle 1958)
  • Celaleddin Harzemşah (1885, yeni harflerle 1977)
  • Kara Bela (1908)

ROMAN:

  • İntibah (1876, yeni harflerle 1944)
  • Cezmi (1880, yeni harflerle 1963)

ELEŞTİRİ:

  • Tahrib-i Harâbât (1885)
  • Takip (1885)
  • Renan Müdafaanamesi (1908, yeni harflerle 1962)
  • İrfan Paşa’ya Mektup (1887)
  • Mukaddeme-i Celal (1888)

TARİHİ KİTAPLAR:

  • Devr-i İstila (1871)
  • Barika-i Zafer (1872)
  • Evrak-ı Perişan (1872, yeni harflerle 1973)
  • Kanije (1874)
  • Silistre Muhasarası (1874, yeni harflerle 1946)
  • Osmanlı Tarihi (1889, ölümünden sonra, yeni harflerle 3 cilt, 1971-1974)
  • Büyük İslam Tarihi, (1975, ölümünden sonra)

 

Orhan Şaik Gökyay kimdir?

Orhan Şaik Gökyay

16 Temmuz 1902’de Kastamonu İnebolu’da doğan sanatçı, ortaöğrenimini Aydın ve Kastamonu’da tamamlamış ve 1922’de Ankara Muallim Mektebini bitirmiştir. Kısa bir süre ilköğretim öğretmenliği yapmış ve 1927’de Kastamonu Lisesinden, 1930’da İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olmuştur. Değişik liselerde edebiyat öğretmenliği yaptıktan sonra 1939’da Ankara Musiki Muallim Mektebine müdür olarak atanmıştır. Daha sonra İngiltere’de öğrenci müfettişliği ve kültür ateşeliği, Londra Üniversitesinde Türk Dili okutmanlığı, Marmara ve Mimar Sinan üniversitelerinde Divan Edebiyatı dersi hocalığı gibi görevlerde bulunmuştur. 1994’te İstanbul’da yaşamını yitirmiştir.

Edebi Kişiliği:

  • Halk şiiri geleneğinden etkilenerek yazdığı içten, samimi şiirleri ile tanınmış, özellikle ulusal konularda yazdığı lirik-epik tarzdaki şiirleri ile sevilmiş bir sanatçıdır. “Bu Vatan Kimin?” lirik-epik tarzdaki şiirlerinin en tanınmış olanıdır..
  • İlk şiirlerini aruzla kaleme almış olan sanatçının dili duru, pürüzsüz ve son derece sadedir.
  • 1940 yıllarından itibaren folklor ve halk edebiyatı çalışmalarına yönelen sanatçı, özellikle Dede Korkut üzerine yaptığı çalışmalarla dikkat çekmiştir.
  • Şiir ve inceleme alanında eser veren sanatçı şiirlerini kitaplaştırmamış, sadece beş şiirini İngilizce olarak “Birkaç Şiir-Poems” kitabına almıştır.

Kısaca özetleyecek olursak;

  • İlk şiirlerini aruzla yazmıştır. Sonra hece ölçüsüyle halk edebiyatı nazım biçimleriyle şiirler yazmıştır. 61 şiirinden 21’i aruzla, 29’u heceyle, 11’i serbest ölçüyle kaleme alınmıştır.
  • “Bu vatan Kimin”, “Yas” adlı şiirleriyle tanınmıştır. Saz ve tekke şiirini özümsemiş, güzelleme ve koçaklama türünü kullanmıştır.
  • Eleştiri ve edebiyat araştırmalarıyla tanınır. Türk divan ve halk edebiyatının pek çok sorununu işlemiş, metinler yayımlamıştır.
  • “Dede Korkut” ile ilgili önemli çalışmalar yapmıştır.

Eserleri:

  • Eleştiri: Destursuz Bağa Girenler
  • Araştırma: Dede Korkut, Mercimek Ahmet, Kâtip Çelebi…

Fikret Madaralı kimdir?

Yalova’nın resmi tarihine baktığımızda, Yalova’da iz bırakan halkın içinde olan ve halkla bütünleşerek, Yalova’yla özleştirilen bu isimsiz kahramanlar nedense hep görmezden geliniyorlar. Yalova’nın bugüne kadar resmi tarihine baktığımızda Yalova’nın gerçek halk kahramanlarını bu tarihin satır aralarında göremiyoruz..

Büyük Önder Atatürk’ün 1931 yılında Yalova’da söylediği  “Tarih Yazmak, Tarih Yapmak Kadar Mühimdir. Yazan, Yapana Sadık Kalmazsa Değişmeyen Hakikat İnsanlığı Şaşırtacak Bir Mahiyet Alır.” sözlerinin ne kadar önem kazandığı da bir kez daha görmüş oluyoruz.Yalova’da bu isimsiz kahramanların arasında bir de Eğitimci Yazar Köy Enstitüsü kurucularından Fikret Madaralı Vardır.

Tarihi, Sponsorla Yazanlar Elbet Tarih Olacaktır…
Ancak, gelin görün ki, Yalova’nın yakın tarihindeki Karamürsel Caddesinin dahi nerede olduğunu bile bilmeyenler, aldıkları sponsor parası karşılığında Yalova’nın tarihini yazmaya kalkışıyorlar. Tarihi, paraya endeksleyen ve  tarihi bir meta olarak görüp bunu kamuoyuna yutturmaya çalışanlar, elbet bir gün onlarda yazdıklarıyla birlikte tarih olacaklardır. Her ne kadar, yazılmasa da, anlatılmasa da Yalova’nın gerçek kahramanları, halkın gönlünde yaşamaya devam edeceklerdir. Yalova Kaymakamının henüz tanınmadığı bir dönemde Yalova’nın bir Çoban Mustafa’sının var olduğunu görmeyenler, elbette, diğer değerlerimizi de göremeyeceklerdir.

İşte Bunlardan Birisi de Fikret Madaralı’dır…
Ne mutlu bana ki, Hem Atatürk’ün Çoban Mustafa’sıyla hem de Fikret Madaralı gibi değerlerle Yalova’da tanıştım, sohbet ettim ve onlardan nasihat aldım.Biliyorum, şimdi bir çok okur, bir önceki yazımda dile getirdiğim Meliha Manço’dan sonra “ Kim bu Madaralı? diye düşünecekler, Fikret Madaralı’yı da tanımayacaklar..Çünkü, Yalova’nın değerlerinin unutulmaya, yozlaşmaya yüz tuttuğu yakın tarihimizde, bunlar unutulacak ki, sahte kahramanlar öne çıksın….

Fikret Madaralı 1908’de Bulgaristan’ın Şumnu’ya bağlı Madara Köyünde dünyaya geldikten sonra, Genc Cumhuriyetin bir öğretmeni olarak Köy Enstitülerinin kurulması ve yaşatılması için yoğun uğraşlar verdi. 85 yaşındayken, 2 Aralık 1993 yılında Yalova’da yaşamını yitirirken hayatının son  50 yılını da Yalova’da yaptığı önemli çalışmalarla geçirdi.

Fikret Madaralı Kimdir ve Ne Yapmıştır ?_…
Fikret Madaralı’nın kısa bir öğretmenlik yaşamı oldu. Samsun’un Çukurbük köyünde 7 yıl öğretmenlik yaptıktan sonra, tercihini Köy Enstitülerinden yana kullandı. 1937 yılında Edirne Karaağaç’ ta bir eğitmen kursunun açılmasını sağladı. 14 Ekim 1938’ de aynı binada bu kez “Köy Öğretmen Okulu” kuruldu. Buranın genç öğretmeni Fikret Madaralı’ydı. Askerliklerini çavuş ve onbaşı olarak yapmış gençler, 9 aylık bir hazırlama döneminden sonra köylere yollandılar. İşte bu gençlerin başında Fikret Madaralı vardı. Madaralı o günleri şöyle anlatıyordu:  “Tümü Trakya’ nın köylerinden gelmiş 83 yanık yüzlü, ürkek bakışlı çocuklar. Yoksullukları anlatılacak gibi değil; Sofralarında ak ekmeği, eti ilk kez burada görüyorlar. Öğlene kadar kültür derslerinde, öğleden sonra işlik çalışmalarındalar. Köy çocuklarını eğitmek için, yine kendi içlerinden bir nesil yetişiyordu. Çalışmalarının henüz başında Atatürk’ün ölümüyle sarsıldık. Günlerce yaşlı gözlerle giriyorlar sınıflara…”

Madaralı Yalova’yı Tercih Etti….
Sonraki yıllarda da kısa süre öğretmenliğini sürdüren Madaralı, 1950’li yıllarda Yalova’da Atatürk’ün kentinde yaşamayı tercih etti. Düşüncelerinden ötürü izlediler. Sonra meslekten ayırdılar. Darbeler döneminde gözaltına alındı. Yalova’nın İlk traktörünü de kazandığı parayla satın alıp Yalova’nın köylülerin hizmetine sundu.. Halkına sağlam bağlarla bağlıydı. Fikret Madaralı toprakla meşgul olup, Yalova’nın yoksul köylülerine fide dağıtırken, bir yandan da edebiyatla ilgili çalışmalarını sürdürüyordu. Kitaplar yazmaya, seminerler vermeye başladı. Eşi Fethiye Madaralı’da Yalova’nın köylerinde biçki dikiş kursları açtı. Çocukları olmayan Madaralı çifti, çocuk sevgisini Yalova’da kurdukları “Yalova Madaralı Vakfı” aracılığıyla 
Yalova’daki yoksul köylü çocuklarına burs vermeye başladılar. Yüzlerce köylü çocuğu bu burslarla yetişti. Mesleğini, yurdunu çok seviyordu. Kendisini yakından tanıyanlar da bu özelliklerini bilir, Yalova’nın bir çok köyünde tanınırdı. Yalova’da kendini toprağa adadı. Yalova’da kitaplar yazmaya başladı. Türk Köyleri, Top Patladı Oruç Bozuldu, Tonguç Işığı, Ceviz Diken 150 Yıl Yaşar gibi eserlere imza attı.

Türkiye’nin En Seçkin Edebiyat Ödülü Yalova Madaralı Vakfından…
Fikret Madaralı’nın Yalova’da kurduğu “Madaralı Vakfı” sonraki yıllarda Edebiyatçılara ödül vermeye başladı. İlk Madaralı Roman Ödülü de 1974 yılında Yaşar Kemal’in yazdığı  Demirciler Çarşısı Cinayeti adlı romanına verildi. İlk kez romancılara ödül verilmesi Yalova Madaralı Vakfının tanınmasına da neden olmuştu. Bir sonraki yıl, Madaralı Roman Ödülünün kime verileceği aylar öncesinden tartışılmaya başlanmış ve yazarlar bu ödülü alabilmek için de büyük bir uğraş vermeye başlamışlardı.  Madaralı Roman Ödülü, her yıl, bir önceki yıl basılmış romanlardan birine verilirdi.; Köy Enstitüleri’nin kuruluş yıldönümü olan 17 Nisan’da ödül sahibi de açıklanırdı. Madaralı Roman Ödülü alanlar ise şöyleydi.
1974-Yaşar Kemal, Demirciler Çarşısı Cinayeti
1975-Abbas Sayar, Can Şenliği
1976-Talip Apaydın, Tütün Yorgunu
1977-Ömer Polat, Dilan
1978-Aziz Nesin, Yaşar Ne Yaşar, Ne Yaşamaz
1979-Aysel Özakın, Alnında Mavi Kuşlar
1980-Adalet Ağaoğlu, Bir Düğün Gecesi
1981-Oktay Rıfat, Danaburnu
1982-Rıfat Ilgaz, Yıldız Karayel
1983-Sulhi Dölek, Kiracı
1984-Orhan Pamuk, Sessiz Ev
1985-Mehmet Eroğlu,Issızlığın Ortasında
1986-Ayla Kutlu, Bir Göçmen Kuştu O
1987- Ödüle Değer Eser Bulunamadı
1988-Öner Yağcı, Turnalar
1989-Şemsettin Ünlü, Toprak Kurşun Geçirmez

Fikret Madaralı ve Yalova …
Fikret Madaralı, son nefesini verinceye kadar,  el çantasında sürekli cevizle gezerdi. Yeni tanıdıklarına çıkarır bir ceviz verir “Bunu müsait bir yere dikiniz. 8-10 yıl sonra size çok şeyler verecek‘ diyerek, cevizin ağacının, yaprağının, kabuğunun faydalarını sayar ‘Sadece kargaların diktiği cevizlere kalmayalım. Bu zahmetsiz nimetten bol-bol istifade edelim’ diyerek mini konferansını sürdürürdü. Yalova’da o yıllarda toplu taşımacılık belediye otobüsleriyle gerçekleştiğinden Madaralı, otobüslere binerek Yalovalı yolculara Ceviz konusunda konuşmalar yaparak ceviz dağıtır ve bu cevizin dikilmesini isteyerek Ceviz’in faydasını anlatırdı. Madaralı, haftanın 3-4 günü sabah erken kalkar Yalova İskelesinden Kalkan Sirkeci Vapuruna binerek yolculara ve ürünlerini İstanbul pazarlarına götüren Yalovalı köylülere ceviz dikmenin faydalarını tek tek sıralardı. Madaralı bu yöntemini daha sonra İstanbul’daki belediye otobüslerinde ve diğer kentlerdeki toplu taşımacılık yapan araçlarda gerçekleştirdi.

Fikret Madaralı ve Ceviz Dikme Kampanyaları..
1980’li yılların sonunda işyerime gelen ve bu çalışmasını haber yapmamı isteyen Fikret Madaralı, ceviz dikmenin faydalarını ve neden böylesi bir çalışma başlattığını bana şöyle aktarıyordu. “ Kamuoyunda.’Ceviz diken ölür!’ diye bir söz dolaşır.Bu sözün yanlışlığını kanıtlamak için uğraşıyorum. Köylüler,.ölürüm diye ceviz dikmekten kaçınıyorlar. Bende onlara bakın ben yıllardan beri ceviz dikiyorum. Ölmedim.Ceviz soframıza katıktır, mobilyamıza kütüktür. Ceviz, yaşlılara, gençlere, özellikle çocuklara ilaçtan öte yararlı bir besindir. Cevizin kütüğü dışa satılır, içe döviz getirir” diyordu.

İşte, Yalova’nın bir dönemine damgasını vurmuş olan Fikret Madaralı’nın yaşam kesitinden sizlere kısa bilgiler aktardım. Elbet, yaptıkları sadece bunlar değildir. Ancak şu var ki, Fikret Madaralı, Yalova’da unutulmuş olsa da gerçek tarihçiler, ‘o’nu yazmaya ve anmaya devam edecektir. Diğer bir gerçek ise Fikret Madaralı’nın Yalova’ya bir çok siyasetçiden daha fazla katkı sunduğudur. Bir çok siyasetçi bir gün unutulup gidecek, ama Fikret Madaralı yaptıklarıyla asla unutulmayacaktır.  Kendisini www.farkyalovada.com olarak birkez daha rahmet ve saygıyla anıyoruz.

Kemal Sülker kimdir?

Antakya’da doğdu (1919-Aralık 1995). Ortaöğrenimini Antakya Lisesi’nde tamamladı. Bir yıl Hukuk Fakültesi’nde okudu. Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü’ne geçti. 7-8 sömestr öğrencisiyken Sıkıyönetim Komutan­lığınca İstanbul dışına sürgün edildi (1943). Öyküsünü, Savaş Yıllarında Bir Sürgün (1986) adlı kitabında anlattığı dört yılı Konya, Hatay ve To­kat’ta geçirdi. 1947’den sonra Gece Postası ve Tan gazetelerinde muhabir­lik, yazarlık, işçi sayfası yöneticiliği, yazı işleri müdürlüğü yaptı. İşçi Hakkı (1953), Türkiye Birlik (1961) gazetelerini çıkardı. DİSK’in kuruluşuna ka­tıldı ve genel sekreterlik görevinde bulundu. 1940’lı yılların toplumcu dü­şün ve sanat dergilerinden Yeni Edebiyat, Yurt ve Dünya, Yürüyüş, Gün’de eleştirilerinin yanı sıra edebiyat hareketinin o evredeki sorunlarına ilişkin incelemeler yayımladı.

Kemal Sülker’in bu tür yazılarında, yeni-eski, ileri-geri çatışkılarını yo­rumlarken, yeninin toplumsal dönüşümlerin bilincinde olduğu görüşünden hareket ettiğini söyleyebiliriz. Eski ise, Cumhuriyet döneminde bile, Osmanlı düşün ve beğenisini sürdürmeye çalışmaktadır. Yeni, çağdaş; iktidar içinde kümelenen tutucularla bütünleşerek varlığını korumaya çabalayan eski, çağdışıdır. Yeni, devrimcidir. Karşıtları, faşizme varıncaya kadar tüm ilerlemeye aykırı akımların yörüngesindedir.1

Sülker; Gün dergisinde “Asım Sarp” takma adı ile çıkan “Türk Şiirinde Gelişme” başlıklı dizi yazılarında da, doğuşundan 1946’ya kadar uzanan süreç içindeki değişmelere değinerek kimi klasik ve çağdaş şiirleri eski ve yeni, ileri ve geri olma nitelikleriyle değerlendirmek istemiştir. Ona göre Türk şiiri, Tevfik Fikret’e gelinceye kadar feodal kalıntıların ve sarayın yörüngesindedir. Divan şiiri birbirinin yinelemesi olan “mazmun”lara daya­nır ve kapalı bir çevrenin beğenisini göz önünde tutar. Abdülhak Hâmid, Yahya Kemal, Ahmet Haşim gibi XIX. yüzyıl sonrasının toplumsal deği­şimlerini, Ulusal Kurtuluş Savaşımızı, Cumhuriyetin getirdiği yenilikleri gö­renler bile Osmanlıdır. Yalnız Fikret, döneminin siyasal/toplumsal buna­lımları içinde ileri bir edebiyat kültürünün yaratıcısı ve öncüsü olmuştur. Nâzım Hikmet’in sanatı ise “Türk şiirinde hakiki demokrasinin ilanı” sa­yılmalıdır. Çünkü şiirimize “inkılapçı realizmi” getirerek “halkçı sanatın en güzel örneklerini veren O’dur.”

Öte yandan şehirli-köylü, ağa-ırgat, işçi-patron, zengin-yoksul üniversi­telilerin çelişkilerinden kaynaklanan konuların işlenmesi ile, şiire koşut ola­rak “realist hikâye” anlayışı da çağdaş edebiyatımızın gelişimi içinde yeri­ni bulmuştur.

1950’den sonra Türkiye’de Sendikacılık (1955), Dünyada ve Türkiye’de Sendikacılık (1966), 100 Soruda Türkiye’de İşçi Hareketleri (1968), Dünya­da ve Türkiye’de İşçi Sınıfının Doğuşu (1969), Sendikacılık ve Siyaset (1975), Grev Hakkı ve Grevler (1976) gibi yapıtlarının yanı sıra edebiyat araştırmalarına yönelen Sülker, çalışmalarını özellikle Nâzım Hikmet’in ki­şiliği ve sanat savaşımı üzerinde yoğunlaştırdı. Bu türde ilk ürünü Nâzım Hikmet’in Polemikleri adını taşır, ilk kez 1968’de yayımlanan kitabında Sülker, yorumlarla birlikte belgeleri vermeye özen göstererek şairin Abdül­hak Hâmid, Mehmet Emin (Yurdakul), Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Ham­dullah Suphi vb. eskilerle tartışmalarını yansıtmıştır. Nâzım’ın kimliği, öğ­renim yılları, yaşam kavgasına ilişkin geniş bilgilerin verildiği Şair Nâzım Hikmet (1976) ve Nâzım Hikmet’in Gerçek Yaşamı (1. cilt, 1976; II. cilt, 1977) adlı yapıtları hem otobiyografik niteliktedir, hem de şairin sanatına, değişme evreleri içinde başarılı bir yaklaşım denemesidir. Nâzım Hikmet Dosyası (1968), Sabahattin Ali Dosyası (1968), Nâzım Hikmet’in Sahte Dostları (1978), Nâzım Hikmet’in Bilinmeyen İki Şiir Defteri (1980) adlı yapıtları da özgün belgelere dayanarak hazırlanmıştır. Son kitapları: Anıla­ra Yolculuk (1983), Savaş Yıllarında Bir Sürgün (1986).

Zeki Ömer Defne kimdir?

Şâir. Çankırı’da  1902’de doğdu, Çankırı Ertuğrul İbtidaîsi ve İdâdîsi’ni, Ankara İlköğretmen Okulu’nu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi (1939). İstanbul Kabataş ve Galatasaray liselerinde öğretmenlik yaptı. 1969’da emekliye ayrıldı.

İlk şiiri Çankırı’da Hak Yolu gazetesinde çıktı (1923). Sonra Çınaraltı, Ün, Hareket, Şadırvan, İstanbul, Esi, Çağrı, Galatasaray ve Varlık dergilerinde şiirlerini yayımladı. 1969’da Galatasaray Lisesindeki görevinden emekli oldu. 1970’lerde şiirleri daha çok Varlık dergisinde görüldü.

Saz şiiri özelliği gösteren manzumelerinde yurt güzelliklerini yerli motiflerle ve güzel bir dil ile anlattı. Serbest nazım denemeleri, günlük olaylara yer veren şiirleri de vardır.

Denizden Çalınmış Ülke, yayımlanmış tek şiir kitabıdır (1971).

Anadolu’yu şiirlerinin ana teması olarak aldı. Yurt güzellemeleriyle tanındı. Yazdığı yurt güzellemeleri şiirlerinde Erzurum, Eğin, Ilgaz, Isparta, Bursa, İstanbul, Konya illerini çeşitli özellikleriyle tanıttı.

Güçlü bir anlatıma ve duyarlığa sahip olan şiirleri ancak 1970’lerden itibaren kitaplaşmaya başlamıştır.

Zeki Ömer Defne, Aralık 1992’de yaşama gözlerini yumdu.

Zeki Ömer Defne Şiir Kitapları

  • Denizden Çalınmış Ülke (1971)
  • Sessiz Nehir (1985)
  • Kardelenler (1988)
  • Rüştü Onur kimdir?

  • 3 Ağustos 1920 yılı Devrek doğumlu bir şair olan Rüştü Onur, genç yaşta vereme yakalanarak 1942 yılında vefat etmiştir.7955_7İlkokul eğitimini Devrek’te tamamlayan Şair, orta öğrenimine Kastamonu’ da başlamıştır. Daha sonrasında ise orta öğrenimine Zonguldak’ta devam etmiştir. Bu eğitim öğretim yılı döneminde vereme yakalanarak 1938 yılında eğitimine bir yıl ara vermiştir. Bu dönemden sonrada tekrar okul hayatına devam etmemiş yarıda bırakmıştır. Okulu bıraktıktan sonra Maliye Varidat Memur Muavini olarak iş hayatına atılmıştır.

    Rahatsızlığının artması sonucu iş ve hastane arasında zaman geçiren Şair, arkadaşı Behçet Necatigil ve Tayyip Uslu ile dergilerde şairlik ve yazarlık yapmaya başlamıştır. Zonguldak yerli dergi ve mecmularda şiirleri ve yazıları yer bulmuş daha sonra İstanbul’ da yayınlanan Değirmen mecmuasında şiirlerine ve yazılarına yer verilmiştir. �Hastalığının ilerlemesi sonucu İstanbul’a gidip Heybeliada’da bulunan Senatoryum’da tedavi görmeye başlamıştır.

    Karabük Demirçelik Fabrikası’nın açtığı memurluk sınavlarına girerek kazanmış ve kısa bir süre burada memurluk yapmıştır. Hastalığı daha da ilerlemiş ve bu dönemde tekrar İstanbul’ da Heybeliada Senatoryum’a tedavi için getirilmiştir. Burada tedavi sonucu taburcu edildi fakat hastalık çok ilerlemişti. Daha sonra Doktor Ahmet Bey’in teşhisi ile karın zarı iltihabı olduğu belirlenmiş ve hastalığın ileri aşamada olduğu belirtilmişti.

    Memurluk sınavına girdiği süre içerisinde tanıştığı Mediha Sessiz ile evlenen Rüştü Onur, çok kısa süre sonra eşini kaybetmiş ve hastalığı ilerlemiştir. 1942 yılında hayata gözlerini yummuştur.
    Vefatından sonra yazdığı şiirlerini Salah Birsel bir araya toplayarak Rüştü Onur isimli kitapta yayınladı.

    Genç yaşta ağır bir hastalığa yakalanan şair, şiirlerinde ölümü ve bu duygunun verdiği hissi yansıtmıştır. Hastalığından ötürü genç öleceğini bildiği için şiirlerinde bu duygulara yer vermiştir. Ölümünden sonra yazdığı şiirler çeşitli sanatçılar tarafından bestelenmiş ve ilgi görmüştür.

    Şairin yaşamını anlatan Kelebeğin Rüyası isimli sinema filmi Yılmaz Erdoğan tarafından kaleme alınmış ve titizlikle yeni nesile aktarılmıştır. 2013 yılında vizyona giren bu filmde yakın arkadaşı Muzaffer Tayyip Uslu da konu edilmiştir.

reklam
YORUM YAZ