reklam
Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
--
BIST 92.709
DOLAR 5,4781
EURO 6,1935
ALTIN 212,04
maltepe escort side escort konya escort maltepeelektrikariza.com kartal escort maltepe escort kartal escort kartal escort alanya escort tuzla escort pendik escort kadikoy escort http://www.gncsesli.com http://www.paligny.com

A. Bahçekapılı yazdı: Toledo tarih kokuyor…55 defa okundu

, , kategorisinde, 05 Eki 2018 - 10:38 tarihinde yayınlandı
A. Bahçekapılı yazdı: Toledo tarih kokuyor…

Alâettin Bahçekapılı yazdı:

İspanya gezimiz sürüyor:

Toledo tarih kokuyor…

“zaman ne zaman

gün hangisi/ neresindeyiz dünyanın

akdeniz ateşi mi penceremize yansıyan

düş mü dökülüyor aynalara.

 

gözleri parmak uçlarında bir adam

göğsünde soluk soluğa ışıldayan

bir akordeon

çalıyor oynak bir hava: adı flamenko.

 

‘şiirkız’ sanırsın elini vermiştir

bir matadora

ne sıvas boy atar yaşamında ne ankara

ne tel örgülerle bölünen dünya

kendinle yürürsün sonsuz bir boşluğa

bir çocuğun coşkusu katılır dansına:

adı hazar

aşkla çıkılır yolculuklara/ ilk durak ispanya

 

ne güzel

yaşadığını duyumsarsın o an

yıldızlarla bezenmiş göğün altında.”

 

Biz bugün de,  şair-yazar Ahmet Özer’in Aşklar Yedeğinde Ömrümüzün  şiir toplamında ömrümüzün bütün sıkıntılarını, bütün yangınlarını geride bırakarak “aşkla çıkılan bir yolculukta” “zamanı, günleri” unutmak ve  “Akdeniz ateşi” eşliğinde “düşlere” dalmak için “ilk durak” saydığı İspanya’yı  anlatacağız sizlere.

İspanya gezimizin birinci günü akşamı başkent Madrid’e 15 km kadar uzakta bir otelde konakladık;  çok lüks bir otel değildi;  zaten bu tür gezilerde lüks otellerde konaklama beklentisi yanıltıcı olabilir; kültür gezilerinin özelliği-amacı tarihe ayak basabilmek, eskinin bize bıraktığı kalıtı özümseyebilmek, oralarda yaşanmışlıkların izlerini arayabilmek ve şimdi yaşayanlarla iletişim kurabilmektir.  En lüks otellerde kalmak, en iyi restoranlara para dökmek, alışveriş mağazalarını bavullara doldurmak da bazılarına göre turistik gezi olabilir, diyeceğimiz yok.

Temmuz ayındaki İspanya gezimizin ikinci gününde pırıl pırıl bir sabaha uyandık. Kahvaltımızı otelde yaptıktan sonra hemen otobüsümüze bindik.  Hedefimiz İspanya’nın köklü kentlerinden, eski başkentlerinden biri olan Toledo.

İspanya’da özellikle Madrid’de birçok heykellerini ve Donkişot figürlerini gördüğümüz ünlü yazar Cervantes’in doğup büyüdüğü köyün, Madrid-Toledo yolu üstünde 15 km kadar  içerde olduğunu söylediğinde rehberimiz Nami Ardakoç, 23 kişilik grubumuzdan bir alkış koptu; ancak, o köye uğramanın programda olmadığını, yine de üzülmememiz gerektiğini, çünkü Cervantes’in  Madrid’de  olduğu gibi Toledo’da da birçok heykelini, izini görebileceğimizi söylemesiyle sakinleştik.

İspanya’da ne kadar silinmeye çalışılsa da izinin görülebileceği bir başka varlık Müslüman.  Özellikle Endülüs bölgesinde bu izler, onların oluşturduğu uygarlığın kalıntıları bugün de görülebiliyor.

Toledo’ya girerken 1805 yılında kenti kurtaran Kral VI. Alfonso’nun heybetli bir  heykelinin önünden geçtik. Kentin hâlâ sağlam duran; ancak iyi bir onarım gördüğü belli olan kalelerinin ve giriş kapısının önünden sola döndük.  Çünkü kentin içine turistik otobüslerle girmek belli saatlere ve izinlere bağlı.

Toledo, Antik Çağlar’dan kalma bir kent; içinde Roma döneminden izleri de görebilirsiniz. Bir tepeye kurulmuş, stratejik nedenlerle. O dönemin her kenti gibi.  Büyüleyici bir görünümü var. Tagus (Tajo okunuyor) Nehri’yle sarılmış. Bu nehir ötelerde İspanya ile Portekiz’in sınırının bir bölümünü oluşturuyor; bizim Meriç Nehri’nin Yunanistan ile sınırımızı oluşturması gibi…

UNESCO Dünya Mirası alanıdır olan kenti dışardan,  panoramik olarak görebileceğimiz ve  fotoğraf çekebileceğimiz  bir tepeye çıkıyoruz; sağımızda  Alkazas denilen, askeri birliklerin, garnizonların bulunduğu alan var; bir de Alkazar sözcüğü var; bu da, Kralın sarayının bulunduğu bölgeye verilen ad.

Toledo’yu tam karşıdan gören tepede fotoğraf çekme molası verdik. Önümüzde metalden yapılmış büyük bir pano; karşıda gördüğünüz bütün tarihi yapılar, kiliseler,  katedrallerin  kabartma resimleri var üstünde.  Fotoğraf çekenler arasında her ulustan kişileri görmek mümkün; aramızda konuşmamızı duyup yakınlık gösteren Kazak genç kızları bile gördük.

Günümüzde, geçirdiği tarihsel süreçlerin izlerini  -üstün bir insanlık anlayışıyla- koruyan Toledo, İÖ 193 yılında Romalıların egemenliğine girer. Doğal olarak savaşla. Ardından Vandallar’ın ve onları İS 5. yy’da bozguna uğratan Vizigotların varlığını görüyoruz bölgede. Vizigotların başkenti Toledo’dur.

Vizigotların Romalılarla birlikte sürdürdüğü egemenlik, zaman içinde yerli halkların ve Germen geleneğinin uzantısı olan kralı seçimle belirleme uygulaması, 7. Yy sonlarında bazı bölünmelere yol açar. Kral ailesinin yardıma çağırdığı Emevi valisi Tarık Bin Ziyad, 10 bin kişilik küçük ordusuyla İspanya’ya çıkarma yapar ve yarımadanın büyük bölümünü ele geçirir. Artık Toledo’da Cordoba Emirliği hüküm sürmektedir. Emirlik, 1012 yılında parçalandığında da, bağımsız bir krallığın başkentidir Toledo. 1805 yılında Leon Kralı VI. Alfonso, Toledo’yu yeniden ele geçirir ve başkent olarak ilan eder. Kutsal Roma İmparatoru V. Carlos’un (Şarl-Kral) torunu II. Felipe, Madrid’i başkent yapana kadar da yönetim merkezi olarak kalır.  Bundan sonra, İspanya Başpiskoposu’nun oturduğu yer olayı sürdürse de, Toledo’nun önemi yüzyıllar içinde giderek azalır.

Bu arada, bir ayrıntıya dikkat çekmekte yarar var:  İspanya’da Endülüs uygarlığını kuran Müslümanların tümünün Kuzey Afrika’dan Cebelitarık Boğazı yoluyla veya Akdeniz yoluyla İspanya’ya geçen Müslümanlardan oluşmadığı biliniyor; Mezapotamya’dan, Arap Yarımadası’ndan  gelenler de var. O nedenle bugün hâlâ,  İspanya’da Şam’a Tamaskon denir.  Ayrıca, Güneydoğu Anadolu’nun zanaatkârlığının örneklerinden olan telkari işçiliğinin de  çok gelişmesinde Mezopotamya’dan gidişlerin etkisinin olduğu söylenebilir.   Bu yüzden İspanya’da gezdiğimiz bu bölgede telkâri  işçiliği atölyelerine Tamascino deniliyor.

Yerel mimari ile yapılmış,  günümüzde otel ve pansiyon olarak kullanılan, biraz Karadeniz evlerini de andıran yapılara sigarales  deniliyor. Kapıları işlemeli, saçakları sanat ürünü.  Kemer köprüleri  ve su kanalları hâlâ ayakta;  kentte irili ufaklı onlarca kilise ve bir ana  katedral var;  surlar ciddi olarak onarılmış ve günümüze kazandırılmış.  Toledo’nun kurulu olduğu tepeye turistik otobüsler belli saatlerde ve özel izinlerle giriyor; ama otobüslerin kısa süreli duraklayabilecekleri alanlar oluşturulmuş, buradan  kente çıkmak için özel yürüyen merdivenler yapılmış.

 

İspanya’da ve Toledo’da dikkatimizi çeken iki özellik:  Temizliği ve tarihsel dokunun korunmuş olması. Bunu daha önce gezdiğimiz birçok Avrupa ülkesinde de gördük.  Bu gözlemimizi de dikkate alarak şöyle söyleyebiliriz: İnanışlarımızı da katarak muhafazakâr olduğunu ileri süren, bizde, genellikle kâr peşinde koşarlar, pek çok değeri muhafaza etmezler.  Toledo’da ne yana baksanız, tarihin içinden fırlamış bir değere, bir anıya, bir kalıta tanık oluyorsunuz. Tümü de taş duvarlı yapılarla çevrili sokaklarda, parketaşlı yollarda yürürken kendinizi belki mutlu, çokça da çekişmeli, dövüşmeli, yarışmalı yaşantısı içinde buluyorsunuz. Tarihin gizem dolu labirentlerinde yolculuk ediyorsunuz sanki.

Rehberimiz bizi, Toledo’nun  dar, ilginç, tarih kokan sokaklarında dolaştırarak Katedral’e doğru götürmeyi yeğliyor: Bunu, Katedral’i gördüğümüzde  “vay canına” diyerek şaşkınlığa uğramamız için yaptığını söylüyor.

Santo  Domingo  Meydanı’ndayız.  Santo Domingo Manastırı önünde.  Burada hemen aklımıza gelen ressam El Greco’dur.  İspanya’da çok ünlü bir ressamdı. Kökü Girit’e dayandığı için El  Greco lakabıyla tanınmış.  Sanat eğitimini İtalya’da aldıktan sonra İspanya’ya gelmiş.  İspanya’da o dönemde başkent Toledo’dan Madrid’e taşınmıştır.  Madrid’de fazla ilgi görmeyen  El Greco Toledo’ya gelince aradığı iklimi bulur; çünkü Toledolular kızgındır;  başkent olma özelliği ellerinden alınmıştır. Bu nedenle  Madrid ile yarışmaya, rekabete girmeye çalışmaktadırlar.  El Greco’ya kucak açarlar; zenginlerin evlerini süsleyecek,  kiliseler için resimler yapacaktır. El Greco’nun ilk görevi, 1085 yılında VI. Alfonso tarafından kurulan, Toledo’nun en eski manastırı Santo Domingo de Silos Cistercium manastırının altar panosunu resimlemektir. Daha da ünlü olan Orgaz Kontu’nun Gömülüşü resmi, yerel soyluların, kontun cenazesine katılışının büyüleyici bir betimidir. Resim Mudejar tarzı kulesiyle de tanınan Santo Tome kilisesinde görülebilir. Azizlere hizmet eden çocuğun, El Greco’nun oğluna benzediği düşünülmektedir; çocuğun cebinden sarkan mendilde Domenico Theotokopouli adı ve 1585 tarihi görülmektedir. El Greco’nun, arka planda Toledo’nun resmedildiği Çarmıha Geriliş gibi yapıtları 16. Yy’dan kalma Museo-Hospital de Santa Cruz’da yer almaktadır bugün.

El Greco’nun, Santo Tome’nin az aşağısındaki yıllarca yaşadığı ve atölye olarak kullandığı, 14. Yy’dan kalma evi bugün restore edilmiş biçimiyle müze olarak sanatseverlerin uğrak yeridir: Casa-Museo de El Groce.  Sanatçının mezarı da,  müzenin yanındadır. Müzede kendisinin yaptığı güzel resimlerin yanı sıra Murillo’nun resimleri de sergilenmektedir.

El Greco’nun bir yapıtını gördüğünüzde özelliğini hemen kavrarsınız:  Çok ince adamlar yapar ince çizgilerle;  keçi sakallı adamlar,  yüz çizgileri dikkat çekicidir; genelde hüzünlü resimlerdir çizdikleri;  fonlar pasteldir ama arada bir rengi patlatmıştır. Müzesinin karşısındaki kaldırıma, değişik sanatçılar metalden  aziz figürleri yerleştirmiştir bugün, El Greco’ya çizgisine özenerek saygı sunarcasına.

El Greco’nun müzesine sevgilerimizi bırakarak, ara sokaklara dalıyoruz, güzel, şirin, bakımlı evlerin arasından bir meydanlığa çıkıyoruz. Ortasında V. Carlos’un bir heykeli. Bu bizim Roma İmparatoru Şarlken olarak andığımız kişi. Madrid’deki Sol Meydanı’nda da büyük bir heykeli var.  V. Carlos İspanya’yı ele geçirdiği, egemenliğini ilan ettiğinde bölgenin asillerine bazı sözler verir. Bunların arasında en ünlüsü  Paniya ailesi. Carlos sözünü yerine getirmeyince aile  ayaklanır,  ancak  savaşta tutsak düşerler ve bütün aile başları kesilerek idam edilir.  2015 yılında İspanya hükümeti aileye itibarını geri verir ve bugün “halk kahramanı” olarak nitelendirilirler ve zincirlerini koparmış olarak heykellerini dikerler.  Carlos heykelinin hemen bitişiğindeki manastırın rahibeleri biz oradayken,  marmelat,  reçel gibi şeyler yapıyorlardı. Bunları pazarlarda satarak gelir elde ediyorlarmış.

Tarihsel sürece baktığımızda Karadeniz’in doğusunda, Kafkaslarda halklar arasındaki mücadelede oralardan sürülenlerin  Batıya geldiklerinde  bir bölümünün kuzeye gittiğini, onlara Ostrogotlar denildiğini,  güneye yönelenlere de Vizigotlar denildiğini görüyoruz. Vizigotların hiçbir zaman bir imparatorluk  kültürüne sahip olmadığını,   bir kurumsal yapılarının bulunmadığını yazar tarihçiler.  Ayrı parçalar halinde durdukları için de, Tarık Bin Ziyad’ın 10 bin kişilik ordusuna yeniliyorlar. Yıl 771. Üç yüzyıl sürüyor  bölgenin Ziyad ve ardıllarının egemenliğinde kalması. Ne zaman ki, bölgenin ayrı ayrı duran halkı bir araya geliyor,  karşı saldırıya geçiliyor ve Toledo geri alınıyor.  O tarihten sonra de meydana gelen savaşlar artık din savaşıdır;  1492’de on yıl süren savaş sonucunda Granada’yı,  Elhamra Sarayı’nın bulunduğu yeri kaptıran Müslümanlar, İspanya’dan çekilmek zorunda kalıyor.  Bugün  gezmekte bulunduğumuz Toledo’daki  savaş,  çok önemli bir savaştır ve sonun başlangıcıdır. Toledo’nun elden çıkmasından sonra Müslümanlar bu bölgede 400 yıl daha egemen oldular;  ama sürekli gerileyerek. Bugün  Vizigotların anahtar deliği şeklindeki kapılarla süslü tarihsel kalıtlarını da görebiliyoruz Toledo’da,  Müslüman sanatçıların izlerini de… Örneğin, La Sinagoga del Transito; 14. Yy haznedarı ve Kastilya Kralı I. Pedro’nun dostu Samuel Levi tarafından yaptırmış. Müslüman sanatçılar sinagogun duvarlarını girift telkâriler ve ilahilerden alınma İbranice yazılarla süslemişler. Museo Sefardi  de burada. Bir camiye benzeyen ve atmosferine daha da değer katan basit bir üsluba sahip olan Santa Maria la Blanca sinagogu da yakınlardadır.  Bir örnek daha verebiliriz: 10. Yy’dan günümüze ulaşan ve Yeniden Fetih’e kadar cami olarak kullanılan El Cristo de la Luz (Işığın İsası), o dönemden  orijinal hali bozulmaksızın ayakta kalan tek yapıdır. Mutlaka görülmelidir.

Toledo’daki en önemli, en görkemli anıt, kuşkusuz Katedral’dir.  Burada bulunan ilk katedral Vizigot Kralı I. Recaredo ile ilk Toledo Piskoposu San Eugenio tarafından yaptırılmıştı. Bu yapı Mağribiler tarafından camiye dönüştürüldü ve 1227 yılına kadar cami olarak kaldı. “Aziz” III. Fernando, bugünkü Katedral’in yapım çalışmalarını 1227’de başlatmış; ancak 16. Yy’a kadar tamamlanamayan katedral pek çok mimari üslubu kapsadığı için “Müze Katedral” olarak da tanınır. Ağaç oymacılığının en güzel örneklerini ana altarda, girişik bezemeli tavanı Sala Capitular’da (Toplantı Odası) görebilirsiniz. Tavanından “tuhaf görünümlü” şapkalar sarktığını şaşkınlıkla görürsünüz; daha önce zemine gömülmüş piskopos ve başpiskoposların mezarlarının üzerlerine gelen bu şapkalar bu kişilere ait. Katedral’de  El Greco’nun 18 tablosu ve Enrique de Arfe’nin Kutsal Kupa gibi görkemli dinsel sanat yapıtlarını da hayranlıkla izleyebilirsiniz.

Toledo’ya egemen bir tepeye kurulu Alcazar kalesi de iç savaşın izlerini günümüze taşıyan Askeri Müzesi’yle ilgi odağı.

Toledo’nun  labirent gibi tarihsel sokaklarında gezinirken, çift başlı kartal simgeleri görürsünüz her yerde.   Anadolu’da Hititlerde, Anadolu Selçuklularında, Roma İmparatorluğu’nda ve günümüze yakın Nazilerde gördüğümüz  çift başlı kartal gücün-kuvvetin simgesi.

Zamanında buralarda  Yahudiler de yaşamış.  Yollarda onlara ait simgeler hâlâ duruyor. Ancak,  Katedral’e açılan  4 kapıya ek olarak hep kapalı duran, arkasında kuyumcuların bulunduğu sokak şimdilerde o insanların hüznünü yaşıyor; bir gece işyerleri yakılmış, yağmalanmış, sonra da yaşadıkları topraklardan sürülmüş insanların.  İspanya’dan sürülmüş Yahudilerin bir bölümüne  Osmanlı İmparatorluğu’nun kucak açtığını da biliyoruz bugün.

Toledo sokaklarında dikkatinizi bir şey daha çeker:  Eski zaman zırhları, silahları, aksesuarları satan dükkânlar. Bunlar, bütün dünyada kalitesiyle ünlü Toledo çeliğinden yapılmış ürünlerdir. Roma döneminden beri en iyi kılıçlar burada dövülmüş. Çeliğin  özelliğinin Tagus Nehri’nin sihirli sularından geldiğine inanılır. Kakmalarla süslenmiş, çelik savaş ürünleri iyi bir armağan olabilir. Siyah çeliğe, altın, bakır ve gümüş telkâriyle yapılan kakma işleri kente özgü el sanatlarının en güzel örnekleri olarak satışta.  Yüzüklerin Efendisi ve  Hobbit  gibi  filmlerinde gördüğümüz kılıçlar, zırhlar,  silahlar buradaki atölyelerde üretilmiş.

Toledo, ayrıldığınızda dönüp geriye bakacağınız bir kent.

    Gelecek yazı: Madrid’den kuzeye dönüyoruz

Yazı ve görseller: BRT Yayın Grubu Genel Yönetmeni Alâettin Bahçekapılı

Kaynak: Ataşehir Ev Kültür dergisi, Ekim-Kasım, S:143, s:22-29

 

 

reklam
YORUM YAZ