reklam
Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
BIST 93.616
DOLAR 5,3338
EURO 6,0913
ALTIN 209,50
maltepe escort side escort konya escort maltepeelektrikariza.com kartal escort maltepe escort kartal escort kartal escort alanya escort tuzla escort pendik escort kadikoy escort http://www.gncsesli.com http://www.paligny.com

Bahçekapılı yazdı: Yarış ve barış-2: Alınganlık75 defa okundu

, , kategorisinde, 24 Ağu 2018 - 10:06 tarihinde yayınlandı
Bahçekapılı yazdı: Yarış ve barış-2: Alınganlık

(Dünden devam…)

“Ah kimselerin vakti yok / Durup ince şeyleri anlamaya”

Artık durup anlamaya çalışacaksınız ince şeyleri./ Hayatın sizi çekip götürmesine, önüne katıp sürüklemesine fırsat vermeyeceksiniz. Yarışmayacaksınız. Başkalarıyla da, kendinizle de.

Uslanmıyorsunuz…

Üç at. Biri doru, ikisi al. Üçünün de alınları beyaz.

Başlarını ileri uzatmışlar, burun delikleri alabildiğine açılmış. Duvarda ki takvimler fırlayıverecekmiş gibi koşan bu atlara bakarak daldığınız düşüncelerin sağanağından kurtulmaya çalışmanız boşuna. Daldan dala atılıyor düşünceler. Birinden öbürüne geçiyorsunuz bir anda. Çekişiyorsunuz kendinizle. Düşüncelerinizi bir sıraya, bir düzene koymak istiyorsunuz. Yok, olmuyor. Bütün günün yorgunluğu duyuruyor kendisini. Toparlayamıyorsunuz kafanızı bir türlü.

 

“Alışılmamışı bulmak istiyor,

Alışılmamışı getiriyor oysa yaşam.

Sürekli bir çekişme, öbürü diretiyor.

Sonunda öpüp başına koyuyor gelenleri,

Kuş cıvıltısı dalda, kararmış yasemin ağızlık,

Parlayan cam kırığı gibi şeyler otların arasında,

Kimi gün beylik bir düşünce, alabildiğine gündelik.

Elleri böğründe, küskün, gözleri yerde:

-Haklısınız, diyor, sen haklısın, her zaman olduğu gibi.”

 

Aklınıza birden bire gelen Oktay Rıfat’ın bu şiirinde ne anlatır şair? Hayattan bir sahne mi? Haydi bu sahneye oyuncular çıkaralım. Bir karı bir koca olsun kahramanlarımız. Bir alışılmamışı bulmak istesin. Ama hayat ikisinin karşısına da alışılmışı çıkarsın. Çekişip dursunlar, hem hayatla, hem birbirleriyle. Bir sonuca varamasınlar. Hep bir taraf “sen haklısın” desin. Yani hep verici olsun biri, hep alıcı öteki. Nereye kadar sürer bu oyun. Tahtaravalli’nin bir yanı hep ağır basarsa, sürer mi oyun. Sürmez. Sürmesi için karşılık görmeli insan duygusuna, düşüncesine, eylemine. İletişim kurabilmeli birbirleriyle eşler. Anlatabilmeli birbirine duyduklarını, düşüncelerini. Söze dökülmese de anlatılabilmeli…

“ Bir şey var aramızda

Senin bakışından belli

Benim yanan yüzümden

Dalıveriyoruz arada bir

İkimizde aynı şeyi düşünüyoruz belki

Gülüşerek başlıyoruz sözü

Bir şey var aramızda

Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek

Fakat ne kadar saklasak nafile

Bir şey var aramızda

Senin gözlerinde ışıldıyor

Benim dilimin ucunda.”

Evet,evet insan kendini anlatmalı. Dilinin ucunda kalmamalı duyguları, düşünceleri.

Az önce sahneye çıkardığınız karı-kocayı indiriveriyorsunuz birdenbire… Bu oyunu beğenmediniz. Roller mi iyi dağıtılmamıştı yoksa yazan mı yetersizdi… “Elleri böğründe, küskün, gözleri yerde:- Haklısınız, diyor, sen haklısın, her zaman olduğu gibi…” Böyle bir davranış nereye vardırır ki insanı. Hiçbir yere. Çözümü yok ki bu sorunun “sen haklısın, her zaman olduğu gibi” Olabilir mi? İnsan her zaman haklı olabilir mi? Hiç mi haksız olduğu yanlış düşündüğü, yanlış yaptığı olmaz.

Oldum olası, böyle kesin yargılardan kaçınırsınız. Kesin yargılar tuzaklar hazırlar insana çünkü. Değişen ve yenilenen dünyada hangi düşünce,hangi duygu katı olabilir ki ?

Oldum olası…

Duvardaki takvimden nerelere vardınız… Beyniniz dursuz, duraksız çalışıyor. Bir düşünceden bir başka düşünceye sürüklüyor beyniniz. Zaten insanın beyni sürekli çalışmaz mı ? Uykuda bile. Gözlerinizi kapasanız dinlendirebilirsiniz? Kulaklarınızı da seslere açmasanız o da dinlenir. Beyin nasıl dinlenir,beyin? O hiç dinlenmez. O hep çalışır.

Uzmanlara göre, sürekli çalışan insanın arada bir dinlenmeye olan ihtiyacını karşılamakta uygulanacak yöntem; çalışma biçimin değiştirmektir. Birçoklarının sandığı gibi, dinleneceğim diye sırtüstü yatmak, hiçbir şey yapmamak değildir dinlenmek… Yorulmanızı sağlayan çalışma biçiminize değiştirmek, başka alanlarda oyalanacak, çalışacak şeyler bulmadır dinlenme masa başında çalıştıysanız bir yıl, tatile çıktığınızda küçük bir bahçeyle uğraşmak, evde ufak tefek onarımlar yapmak, daha çok dinlendirir insanı.

Fotoğraf çekmek, resim yapmak. Daha çok mu dinlendirir insanı acaba. Duvardaki takvime bakarak bunları düşünüyorsunuz. Birden gözünüze yandaki bir başka takvim ilişti. Desenler var bu takvimde. Çok ilginç desenler. Yaklaştınız,baktınız. Ressam Reha Yalnızcık’ın desenleri. Yağmur damlalarını yeryüzüne bırakan iki bulut… Sonra rengarenk gökkuşağı… Ardından sarı bir güneş… Ve Yemyeşil yapraklarıyla bitkiler… Morlu,yeşilli,pembeli çiçekler. Kanatlarında gökkuşağının renklerini taşıyan,çiçeklerin yaprakların üstünde uçan kelebekler… Sonra, sonra masmavi gökyüzünü yararak gelen bir cisim… Bir bomba… Sonra karanlık… Kapkara bir zemin…Belli ki bomba bütün güzellikleri silip süpürmüş…Karanlığa kesmiş ortalık… Zifiri karanlığa…Güzellikler yok olmuş…Son desene bakıyorsunuz. Bir trafik işareti. “Geçmek yasak…” Anlıyorsunuz. Savaşlar olmasın istiyor bu desenleri çizen ressam. “ Savaşa geçit yok” demek istiyor çizdikleriyle…

Mustafa Kemal Atatürk’ün, “ yurtta barış dünyada barış” ilkesini düşünüyorsunuz. Onun, “ savaş millet için hayati” önemde değilse “ cinayettir” dediğini hatırlıyorsunuz.

Keşke, diyorsunuz, keşke savaşlar hiç olmasaydı. Hep barış için yaşayabilseydi insanlık. Keşke…

“ Adamın gökyüzüne bakarak “ bugün yağmur yağacak” demiş. Yanındaki arkadaşı çok kızmış: “ Sen bana ördek dedin” diye söylenmiş. Adam anlayamamış. Arkadaşı sihirli bir biçimde izah etmiş “ Sen yağmur yağacak, diyorsun. Yağmur yağınca çukurlara su dolar, göl olur. Göllerde de ördekler yüzer. Sen bana ördek dedin,yağmur yağacak demekle.”

Nereden de gelir aklınıza böyle fıkralar. Böylesi alıngan kişiler de var çevrenizde demek ki… Olur mu? Olmaz olur mu? Çevrede kaç kişi,alınganlıklarını gizlemek için “ben duygusal insanım” diyor, “ ben duyarlıyım” diyor,bir düşünsenize…Hem bir süredir bu konu sizi ilgilendiriyor… Konuyu tartışmak için bir uzmanı bunun için çağırdınız…Şimdi duvarlarda ki takvimlere bakarak ve fikir jimnastiği yaparak onu bekliyorsunuz aslında… Neredeyse gelir konuğunuz.

Dr. Seha Madazlıoğlu, İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nden Psikiyatri Servisi’nde görevli. Oturup oradan buradan konuşuyorsunuz bir süre…. Sonra konuya giriyorsunuz.

 

ALINGANLIK

  • Alınganlık deyince ne anlıyorsunuz? Alınganlığı nasıl tarif edebilirsiniz?
  • Alınganlığın dereceleri var mı diye bir soru takılıyor aklımıza?

İnsanın kişiliği belli yaşlarda oluşur. Alınganlık huyu karakteri ne zaman belirir?

Alınganlığın altında yatan nedenler nelerdir?

  • Alınganlık ne gibi sorunlar yaratmaktadır? Bu durum nasıl önlenebilir?

Bir çırpıda yanıtlıyor sorularınızı Dr. Seha Madazlıoğlu…

*Alınganlık,alınmak fiilinden türemiş bir ifade olup,kişiler arası sosyal ilişkilerde sıklıkla görülen problemli bir durumdur. Alınganlık,ortada alınılması gereken olay veya söz olmamasına rağmen,kişinin herhangi bir durumu,kendisinin yerilmesi,aşağılanması veya ona bir takım mesajlar iletilmesi amacıyla yapıldığına inanmasıdır.

* Evet derecelendirebiliriz. Zaten çoğu insan hayatının bir döneminde alındığı bir takım tavır ve tutumlarla karşılaşmıştır. Herhangi bir olay karşısında her insanın davranışı birbirinden farklıdır. Aynı bir olay veya sözden bazı insanlar hafif derecede alınırlar, bazı insanlar ise ruhsal dengeleri bozulacak  şekilde etkilenirler. Yine benzer bir olay başka biri için ise, hiçbir şey ifade etmeyebilir. Hatta bazen öyle anlar vardır ki açık açık söylemek istemediğimiz veya söyleyemediğimiz şeyleri ima yoluyla anlatmak ister,karşımızdaki kişinin bu mesajı dolaylı yoldan almasını arzularız. “ Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla” deyişi bunu ifade eden bir deyimdir. İşte böyle durumlarda bile, alınganlık göstermeyen “vurdumduymaz” olarak niteleyebileceğimiz kişilerde vardır. Buna karşılık en ufak bir sözden, bir yüz hareketinden en ağır yorumları yapan, aşırı alıngan kişilerde bulunmaktadır. “ Pireyi deve yapmak” sözleri de, böyle bir kişilik yapısını çok iyi ifade eden bir deyiştir.

*Alınganlığın altında yatan temel nedenlerden biri, alıngan kişinin aşırı duyarlı bir kişilik yapısına sahip olmasıdır. Böyle kişiler, dış dünyada devamlı uyarı almakta, kolaylıkla etki altında kalmakta ve çeşitli abartılı yorumlamalar yapabilmektedirler. Gene aşırı titizlik gösteren kişilerde, diğer insanlara nazaran kolay alınmaktadırlar. Alınganlık mekanizmasını açıklarken ele almamız gereken bir olay da, projeksiyon, yani yansıtma mekanizmasıdır. Burada dış dünyaya devamlı aşırı eleştirici bir gözle bakan veya bilinç altında topluma karşı aşırı öfke besleyen bir kimse, aslında dış dünyanın kendini eleştirdiği veya ona kötü davrandı yargısıyla kendi benliğini ve vicdanını rahatlatmaktadır.

Hayatımız boyunca geçirdiğimiz ve kriz dönemleri olarak adlandırdığımız bazı dönemler vardır. İşte,genel olarak yaşam boyunca önemli derecede alıngan kişilik özellikleri göstermeyen bir kişide, bu dönemlerde aşırı bir alınganlık durumu gözlenecektir. Örneğin ergenlik döneminde, kendi özgün kişiliğini oluşturma çabasında olan genç kişi, dışardan gelen bütün uyarılara karşı hassas olabilir. En basit önerileri bile yanlış değerlendirip, alıngan bir tavır içine girebilir. Gene erkeklerin andropoz ve kadınların menopoz dönemlerinde, çekicilik ve cazibelerini yitirdiklerini düşünen veya bunun korkusu içinde olan kişiler de, aşırı alınganlıklar gösterebilirler. Yaşlılık döneminde ise, bu dönemle beraber başlayan ve ona paralel olarak giden fiziksel, duygusal ve zihinsel yetersizlikler, yaşlı kişilerin alınganlık göstermesine neden olabilirler. Bunların dışında kötü giden bir iş hayatı, önemli bir sorun karşısında kalma bir yakınını kaybetme gibi hayat olayları da, kişiyi normalde olduğundan daha fazla alıngan bir tavır içine sokabilirler.

Alınganlık kişiler arası ilişkilerde problem yaratan bir durumdur. Bu problemli durum arkadaş ilişkilerinde,iş hayatında, evlilikte sık sık ortaya çıkabilir. Alınganlığın ileri derecede olması iş hayatında problemler yaratabilir. Ortaklaşa çalışma güçleşebilir. Alıngan kişinin devamlı olarak zihnini meşgul eden olaylar, onun verimli olmasını engelleyebilir. Evlilik kurumunda ise eşler arasındaki dürüst yaklaşma, eleştiri ve öz eleştiri mekanizmasına sekte vurur. Bu durum ilerlerse zamanla alıngan kişide şüphecilik, aşırı kıskançlık gibi durumlar gelişebilir ve evlilik kurumunu eşler için çekilmez hale getirebilir.

Alıngan kişilik yapısı gösteren kimselerin büyük bir çoğunluğu bu kişilik özelliklerinin farkındadırlar ve toplumsal yaşamı biraz zor ve sıkıntı ile de olsa uyum gösterebilmektedirler. Zaten bu durum kişilik sorunudur ve herhangi bir tedaviyi genellikle gerektirmez. İşte böyle bir kişi önemli bir hayat olayı karşısında  veya kriz dönemleri olarak adlandırdığımız dönemlerde çevremize olan uyumunu bozacak derecede aşırı alıngan olabilir. Bunun sonucu olarak depresyon olarak nitelendirdiğimiz ruhi bir çöküntü hali içine girebilir. Bazen alınganlık ilerleyince, aşırı bir şüphecilik ortaya çıkabilir ve bu durum daha da ilerleyerek ciddi bir ruhsal hastalığa zemin hazırlayabilir. İşte bu iki bir durumda kişinin kendi çabası ile çevresine uyum sağlaması artık olanaksız hale gelmiştir. Bu durumda hemen tıbbi yardım şarttır. Etkin bir tedavi ile kişi bu durumu kolaylıkla atlatabilir. Aksi halde ortaya bir sürü istenmeyen durumlar çıkacaktır.

Yine bazen hayatında önemli bir alınganlık göstermemiş bir kişide, birden bire aşırı alınganlık gösterileri belirebilir. Bu durum ciddi ve ruhsal rahatsızlığı ön habercisi olabilir. O zaman da hemen bir tıbbi bir tedavi merkezine başvurmalıdır. Zira ruhsal rahatsızlıklar ne kadar önce fark edilirlerse tedavileri de o kadar kolay ve çabuk olabilmektedir.

 

Dr. Seha Madazlıoğlu’nu kapıya kadar uğurluyorsunuz. Ve odanızda yine yalnız kalıyorsunuz. Gözleriniz duvardaki takvimlere kayıyor. Birinde yarışan atlar. Ötekinde “ savaşa geçit yok” desenleri. İçinizden bir ses:

“ Hadi gülümse…”

Gülümsüyorsunuz.

Alâettin BAHÇEKAPILI

Not: Bu yazının ilk yayımı 7 Ağustos 1991, TRT Radyo izlencesi

Not: Sitemizin okuyucu numaratöründeki teknik arızadan dolayı gerçek okuyucu sayımız görülmemektedir-BRT Yayın Grubu

 

 

 

 

reklam
YORUM YAZ